Huzur’un ve Hegemonyanın Arasında: Tanpınar’ın Sahte Erkeklikleri

Merve Çopuroğlu


Huzur, toplumsal cinsiyet kalıplarının bireyler üzerinde yarattığı baskıyı, idealize edilen toplumsal cinsiyet performanslarını, normatif erkeklik kurgusunun yarattığı tahakküm ilişkilerini ve sosyal eşitsizliklerden oluşan cinsiyet rejimini gözler önüne serer.


11/22 | Kitap/Minyatür

 


Edebiyat estetik bir ifade ediş biçimi olmasının yanı sıra gündelik hayatta göz ardı ettiğimiz eşitsizlikleri tüm çıplaklığı ile yansıtabilme potansiyeline de sahiptir. Toplumsal normların dışında kalan deneyimler bu sayede, edebi metinler aracılığıyla farklı bakış açılarıyla incelenebilir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanı Türkiye edebiyatının en yetkin örneklerinden bir tanesi olmakla beraber, aynı zamanda, toplumsal normların dışında kalan bu türden deneyimlerin de metinde incelenebileceği romanlardan bir tanesi.


Huzur başta tefrika edilmiş, ardından 1949 yılında ilk kez kitap halinde yayımlanmıştır. Roman temel olarak İkinci Dünya Savaşı öncesinde, bir ailenin yaşadığı gündelik olaylar çevresinde geçer. Kitabın bölümleri romanın dört ana karakteri olan İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz’ın isimlerini taşır. Her bölüm bir karaktere odaklansa da kitaptaki anlatı Mümtaz’ın hayatı, hayalleri ve arzuları etrafında dönüp dolaşır. Mümtaz roman boyunca geçmişteki deneyimlerini, duygularını, pişmanlıklarını ve hayallerini hatırlar; bunlar tanrısal anlatıcının ağzından okuyucuyla paylaşılır. Geçmişle bağını bu yöndeki çabalarına rağmen koparamayan Mümtaz geçmiş ile geleceğin eşiğindedir ve bu eşikte kendisini bir birey olarak inşa etme mücadelesi verir. Nitekim, Mümtaz’ın bulunduğu zamansal eşik, deneyimlediği tek arada kalmışlık değildir.


Huzur kimilerine göre bir aşk romanı, kimilerine göre ise Türk toplumunun sahip olduğu ikiliklerin izlenebileceği bir roman olsa da, bunlara ek olarak, toplumsal cinsiyet kimliklerini ve bu kimliklerin sınırlarının muğlaklaşmasını da üzerinden izleyebileceğimiz yapıtlardan bir tanesidir. Romandaki karakterler kendileri için geleneksel olarak tanımlanmış toplumsal cinsiyet kimliklerinin sınırlarını aşar ve eşiklerde bulunan yeni temsiller açığa çıkarırlar. Bu yazıda Mümtaz karakterinin arada kalmışlığı üzerinden toplumsal cinsiyet kimliklerinin ötesindeki hegemonik erkeklik kavramının yine erkeklik kimliği üzerinde yarattığı tektipleştirme baskısıyla nasıl sahte bir erkeklik kurguladığı ve bu sahte erkeklik kurgusunun Tanpınar’ın Huzur romanındaki yansımaları üzerinde durulacak.


Hegemonik erkekliğin Huzur romanındaki yansımalarına ve bu romanda hangi yollarla inşa edildiğine gelmeden önce bu arada kalmışlığı daha iyi analiz edebilmek için bir kavram haritası oluşturmak yerinde olacaktır.



Toplumsal cinsiyet rolleri ve kimlikleri sosyal hayattaki normatif düzenlemeleri şekillendiren mefhumlardan bir tanesi olarak, hiyerarşik sınıflandırmalar yaratmak suretiyle kadın ve erkeklerin yapabileceklerinin sınırlarını belirler. Hızla dönüşen ve modernleşen dünyada bireylere kendileri için önceden tanımlanmış cinsiyet alanlarında hareket etme zorunluluğu dayatılır. Özellikle modernleşme ve endüstrileşme süreçleriyle beraber kadınlar ve erkekler için farklı sorumluluk alanları tanımlanır (Sancar, 2014: 19) [1]. Öznelerin kendileri için tarihsel süreçte belirlenmiş toplumsal cinsiyet sınırlarının dışına çıkmaları halinde çeşitli yaptırımlar deneyimleyeceklerinin bilgisi, toplumsallaşma ile öğrenilir. Böylelikle neyin yapılabileceği ya da yapılamayacağı önceden belirlenmiş olur. Tanımlanan rol ve kimlikler toplumsal cinsiyet performansları aracılığıyla sürekli yeniden üretilir. Toplumda halihazırda var olan ve sosyal etkileşimler sonucu yeniden üretilen bu kimliklerin yansımaları, edebiyatta da görünür haldedir.


Erkeklerin kadınları baskıladığı erkek egemen toplum yapısında maskülen kimlikler onur, prestij, güç, otorite gibi kavramları ve en önemlisi, kadınlar üzerinde kurulan üstünlüğü temsil eder. Kadının doğa ile özdeşleştirilerek zayıf ve kırılgan gösterilmesiyle kadınlar ve erkekler arasındaki tahakküm ilişkileri meşrulaşmış olur. Fakat toplumsal cinsiyet rejiminde baskılanan ve tahakküm altına alınan yalnızca kadınlık kimlikleri değildir. Normatif olmayan, ‘ideal erkeklik’ tanımının dışında kalan erkeklikler de egemen olan erkek kimliği tarafından baskı altına alınabilir. Connell ve Messerschmidt 2005 yılında yayınladıkları makalede “hegemonik erkeklik” kavramının özelliklerinden bahsederler ve hegemonik erkekliği normal değil, normatif erkeklik şeklinde tanımlarlar [2]. Hegemonik erkeklik ulaşılmak istenen erkeklik kimliği olarak, tıpkı Gramsci’nin hegemonyası gibi, ezilenleri ve ezenleri ayrıştırarak gücünü inşa eder. Bunun sonucunda, diğer erkekler kendi kimliklerini hegemonik erkeklik statüsüne ulaşma gayesiyle kurarlar ve kadınların tahakküm altına alınması toplumsal düzenin doğal ve kendinden menkul bir dinamiği gibi meşrulaştırılmış olur.


Hegemonik erkeklik, sosyal ilişkileri yöneten ve biçimlendiren bir kavram olarak her zaman toplumsal ilişkiler ağı içerisinde görünür olmak zorunda değildir. Bazı durumlarda arka planda kalabilen hegemonik erkeklik, sosyal etkileşimleri şekillendirerek hem cinsiyetler arası hem de aynı cinsiyetlerin arasındaki sosyal ilişkileri hiyerarşik olarak düzenleyebilir. Connell ve Messerschmidt (2005) yine aynı makalede, sabit ve değişken bir erkeklik kimliğinin olmadığını, bu kimliklerin ve erkeklik performanslarının sosyal etkileşimlerle şekillenip farklılaştığını öne sürer. Buna ek olarak, hegemonik erkeklik kimliğinin diğer kimlikler üzerinde tahakküm kurmasına zemin hazırlayan durumlar da akışkandır. Dolayısıyla erkek kimliklerinin hegemonik erkeklik idealine ulaşması için sergilemeleri gereken toplumsal cinsiyet performansları da mekânsal ve tarihsel olarak değişkenlik gösterir. Hegemonik erkeklik diğer kimlikleri marjinalleştirerek kendisini idealize eder. İdeal olan, aynı zamanda ulaşılmak istenendir. İdeal olanın ve istenen erkeklik kimliğinin dışında kalan erkeklikler ise normatif olana ulaşmaya çalışırken, bir ara bölgede kalır. Arada kalan veya eşikteki erkeklik temsillerini anlayabilmek için Huzur romanında hegemonik erkeklik temsillerinin hangi kodlar üzerine inşa edildiğine ya da Atik’in deyişiyle [3] Tanpınar’da “kendini bir erkek olarak yapma” meselesine odaklanmak gerekir.


Ahmet Hamdi Tanpınar


Huzur, bir hastalık anlatısı olacağını imleyerek “Mümtaz, ağabey dediği amcasının oğlu İhsan’ın hastalandığından beri doğru dürüst sokağa çıkmamıştı” cümlesi ile açılır (Tanpınar, 2014: 11) [4]. Gerçekten de “hastalık” kitaptaki önemli temalardan bir tanesidir. Hasta olmak ile sağlıklı olmak arasındaki eşik, kimliklerin de bedensel süreçlerle beraber dönüşmeye devam ettiği şeklinde yorumlanabilir. Huzur’daki erkeklik temsilleri, “hasta” ya da “sağlıklı” olmanın erkek bedenleri ve kimlikleri için bir statü göstergesi olduğuna gönderir. Özellikle romandaki ana karakterlerden İhsan, Mümtaz ve Suat’ın diğer karakterle ilişkileri bedenlerinin hastalıklı ya da sağlıklı olma durumları üzerinden şekillenir.


Kendisini bir “düşünce adamı” olarak tanımlayan Mümtaz’ın fikirleri çoğunlukla İhsan’ın hayat görüşünden doğru şekillenmiştir. Mümtaz daha küçükken ailesi onun ileride İhsan’a benzemesini arzular: “Babası, evde kardeşinin oğlundan çok bahsetmişti. ‘İhsan’a bayılıyorum. İnşallah Mümtaz da büyüyünce ona benzer’” (Tanpınar, 2014: 41) [5]. Fakat Mümtaz’ın rol modeli olan İhsan, hastalanmasının ardından normatif erkeklik sınırlarının dışında kalır ve hegemonik erkeklik idealine erişmesi tamamen olanaksızlaşır. Böylelikle Mümtaz hem İhsan’ın hastalığı dolayısıyla evden çıkıp toplumsal hayata karışamaz hale gelir hem de ulaşmak istediği erkeklik statüsünü temsil eden İhsan’ın artık ideal bir erkek olmayışı, Mümtaz’ı da bu statüden mahrum bırakır.


Kamusal görünürlük hegemonik erkekliğin ön koşullarından biridir; dolayısıyla kamusal alandan mahrum kalan erkeklerin normatif erkekliğe ulaşması imkânsız hale gelir.

Göle’ye göre (1997) kadın-erkek kimlikleri Kemalist modernleşme projesi tarafından yeniden tanımlamış olmalarına rağmen, kamusal ve özel alanda cinsiyete dayalı ayrım hâlâ devam etmektedir [6]. Hasta olan erkekler, diğer erkeklerin bulunduğu kamusal alana dahil olamadıklarından, kadınlar için tanımlanmış özel alanda yani ev içinde vakit geçirirler. Kamusal görünürlük hegemonik erkekliğin ön koşullarından biridir; dolayısıyla kamusal alandan mahrum kalan erkeklerin normatif erkekliğe ulaşması imkânsız hale gelir. Huzur’da, İhsan’ın artık aile reisliği rolünü sergileyemiyor oluşu sebebiyle bunu Mümtaz gerçekleştirmeye çalışır ancak bu konuda pek başarılı olamaz. Nuran ve Macide’nin evin içindeki kısıtlı otonomileri onların normatif aile yapısı içerisinde var olan özneler olarak karar verme mekanizmalarına dahil olabilmelerini sağlar. Nuran ve Macide ev içinde karar alma süreçlerinde aktif olduklarından, Mümtaz’ın, söz söyleyebileceği tek alanda, yani aileye has özel alan’da konuşabilme ve bu alana egemen olma şansı ortadan kalkmış olur.



Mümtaz’ın ideal bir erkek olmasının önündeki tek engel aile içinde ya da kamusal alanda kendi hegemonik erkeklik performansını sergileyemiyor olması değildir. Mümtaz’ın İhsan’ın kimliğine ulaşmaya ve onun gibi olmaya çalışması kendi benliğini bulamamasıyla sonuçlanır; böylece Mümtaz ne İhsan’ın statüsüne ulaşabildiği ne de kendi benliğini bulabildiği halde, sahte bir kimliğe bürünerek iki kimliğin arasında kalır. Mümtaz’ın İhsan’a benzemeye çalışması ve kendisini İhsan’dan bağımsız var edememesi onu içinde devamlı bocalayacağı bir eşikte bırakır. Kendisi bu arada kalmışlığın farkında olsa da bunun gelip geçici bir süreç olduğunu düşünür: “Konuşurken hep İhsan’ın repertuarını sarf ettiğinin farkındaydı. ‘Demek ki satıhtayım… daha kendimi bulamadım.’ Hakikatte büyük bir eşikteydi” (Tanpınar, 2014: 119) [7]. Mümtaz bu eşiği aşarak kendisini bulabileceğini düşünüp bunun için çabalasa da erkeklik kimliğini hiçbir zaman toplumun normatif kodlarına uygun bir şekilde sergileyemez.


“Konuşurken hep İhsan’ın repertuarını sarf ettiğinin farkındaydı.

Demek ki satıhtayım… daha kendimi bulamadım.''


Halbuki Mümtaz gençliğinden beri bu aşma için kendisini hazır ve yeterli hissetmektedir: “Daha on yedi yaşında Mümtaz kendisini bir eşiğin önünde, onu geçmek için hazır buluyordu” (Tanpınar, 2014: 42) [8]. Mümtaz kendisini entelektüel bakımdan, bu eşiği aşmasına yetecek kadar geliştirmiş, kendisini “düşünce adamı” olarak tanımlayabilecek kadar bilgisine de güveniyordur. Hem Doğu’nun hem de Batı’nın bilgi birikimine vakıf olan Mümtaz’ın eşikte hissetmesinin nedenlerinden biri, İhsan’ın ondan daima birkaç adım ileride yürüyor oluşudur. İhsan Mümtaz’ın amcasının oğlu olmasının yanında, onun düşünce dünyasını şekillendiren önemli bir karakterdir. Mümtaz’ın ulaşması gereken hedef, olması gereken kişi ve sergilemesi gereken kimlik İhsan’ın onun için bir rol modeli haline gelmesinden bu yana zaten bellidir. Mümtaz için ideal olan kendisini bir düşünce adamı olarak en az İhsan kadar yüksek bir statüye getirmesidir; fakat bu hedef, Mümtaz’ın kendi olabilme halini ve kendi kimliğini inşa ederken sahip olabileceği otonomiyi yok eder.


Mümtaz’ın kendi benliğini inşa ederken içinde bulunduğu eşikten asla çıkamamasının başka bir nedeni de, normatif erkeklik kurgusunun yani hegemonik erkekliğin bireyleri sahte kimliklerle yaşamaya sevk etmesidir. Yukarıda da bahsedildiği gibi hegemonik erkeklik toplumda yaygın olarak görülen erkeklik kimliği değil, toplumun idealize ettiği, normatif erkeklik kimliğidir. Bir başka deyişle, toplumsal olarak kabul gören erkeklik performansları tahakküm ilişkileri üzerine kurulu olan erkeklik pratikleridir. Bu sınırı aşamayanlar, Mümtaz’ın da deneyimlediği gibi, kendi benliğini inşa edebilmek ile ideal erkeklik statüsüne erişebilmenin “eşiğinde” kalır; Huzur’da da görebileceğimiz gibi, karakterlerin içinde bulundukları çelişkili durumlar sahte kimliklerin ve arada kalmışlıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Toplumsal normların kurduğu baskılar aracılığıyla ortaya çıkan ideal erkeklik kurgusuna ulaşılmayan durumlarda, bireyler arkasına gizlendikleri sahte kimlikler ile yaşamak zorunda kalıp, kendilerini tam anlamıyla inşa edemezler.


Edebiyat toplumsal eşitsizlikleri ve arada kalmış kimlikleri yansıtırken ana akım bilgi birikiminin kolaylıkla göz ardı ettiği noktaları çarpıcı bir şekilde açığa çıkarır. Bunu yaparken yazar, gerçekliğin bilgisini yeniden, estetik bir dille üreterek okuyucuya sunar. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanı toplumsal cinsiyet kalıplarının bireyler üzerinde yarattığı baskıyı, idealize edilen toplumsal cinsiyet performanslarını, normatif erkeklik kurgusunun yarattığı tahakküm ilişkilerini ve sosyal eşitsizliklerden oluşan cinsiyet rejimini gözler önüne serer. Mümtaz’ın kendisini bir erkek olarak inşa etmeye çalışırken deneyimlediği eşik, idealize edilen ve normatif düzeyde var olan toplumsal cinsiyet kimliklerinin ortaya çıkarttığı meselelerden yalnızca bir tanesidir. Geçmişten günümüze gelen ve toplumsal ilişkiler aracığıyla yeniden üretilen cinsiyet rejimi, bireyleri normatif sınırlarının içine hapseder. Mümtaz gibi, bu normların dışında ya da eşiğinde kalanlar ancak sahte kimlikler aracılığıyla toplumda kabul görebilirler. Normatif sınırları aşındıran ve toplumsal cinsiyet kalıplarının dışına çıkan öznelerin hikâyesini de anlatısına dahil eden bir bağlam olarak, edebiyat, idealin ötesindeki arayışlara da ev sahipliği yapmasıyla, söz konusu baskılara rağmen kendini inşa etmeye çalışan öznelerin hikâyelerinin anlatılması konusundaki hayati önemini korumaktadır.


 

[1] Sancar, S. (2014). Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti: Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar: Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar. İletişim Yayınları.

[2] Connell, R. W., & Messerschmidt, J. W. (2005). Hegemonic masculinity: Rethinking the concept. Gender & Society, 19(6), 829-859.

[3] Atik, E. (2021). “Kendini Yapmak”: Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Romanlarında Erkeklik Temsilleri (Yayınlanmamış Doktora Tezi: Boğaziçi Üniversitesi, 2021).

[4] Tanpınar, A. H. (2017). Huzur. Dergâh Yayınları: İstanbul

[5] Tanpınar, A. H. (2017). Huzur. Dergâh Yayınları: İstanbul

[6] Göle, N. (1997). The gendered nature of the public sphere. Public Culture, 10(1), 61-81.

[7] Tanpınar, A. H. (2017). Huzur. Dergâh Yayınları: İstanbul

[8] Tanpınar, A. H. (2017). Huzur. Dergâh Yayınları: İstanbul