Sunuş

Cana Bostan

 

Korunmaktansa giderilen, açık tutulmaktansa kapatılıp iyileştirilen bir zamansallık halinde algılanır oldu mesafe. Oysa belki de bir metni eleştirinin dili ile konuşmaya başlatan şey mesafeyi ait olduğu uzama, geçmiş ile şimdi arasındaki o biçimsiz güzergâha iade etmekten geçiyor. Bu iade yetkisi ise ancak üzerinde durulan zemini bir sorunsal olarak tutan eleştiri geleneklerinden devralınabilir.


Eşitsizliğin dayattığı şeyleşmenin yıkıcı gücünde yenilgiye uğrayanın geçiciliğini saptamak, bu “güçsüzlük beyanı”nda saklı poetik ve politik alanı duyulur kılmak bir tür aciliyet arz ediyor. Punctum’u “Eleştiri” dosyasıyla açma kararı da, bu aciliyetin adeta doğal sonuçlarından biriydi. Mutlak bir onay ile kıyıcı bir ret arasında salınırken ya da karşılaşmalar, hayranlığın ve nefretin güvenli bölgesinde, baskın beğeni kodlarının ekonomisine uygun gerçekleşirken, eleştiri de nesnesiyle ya da muhataplarıyla mesafesini yitiriyor. Hayranlıkta da linçte de başka’yı ben’ini inşa etme sahasına indirgeyen dinamikleri tespit etmek mümkün; öte yandan her iki yönelim de “imtiyazlı bir başlangıç noktası” sağlayabiliyor. Tüm bunları gözeterek ve müstakbel polemiklerin beklentisiyle, dolayısıyla mesafeyi hep açık tutarak yayınlamayı umduğumuz dosyaların ilki oldu “Eleştiri: Hayranlık’tan Linç’e”. Başlarken, hem sempati duymanın birlikte maruz kalma anlamını hatırlamayı teklif etmek hem de bir söyleme direnmenin zahmetli tarzlarını gündeme getirmek istedik.