top of page
kitap


21. Yüzyılın Yeni İnsanı: Parmak Kız
Jacques de Voragie’in Altın Efsane’sinde idamı anlatılan Aziz Denis’in hikâyesini parmak çocukların ellerinde tutabildikleri zihinsel rezervlerle eşleştirir. Paris’in ilk Hristiyanlarının piskopos seçtiği Denis Roma ordusu tarafından infaz edilecektir. Bu ölüm cezası için uygun görülen yere gitmeye üşenen askerler Denis’i yolun yarısında idam eder.
Azize Sezer


Tolstoy mu Dostoyevski mi?
Edebiyatımızda üç çok büyük uğrak olmuştur: Yunan uğrağı, Yunan trajedisi, Shakespeare uğrağı ve Rus romanı ki bu uğrak tuhaf biçimde çok kısa sürmüştür, değil mi? Gogol ile başlayıp Dostoyevski'yle sona eren 60 yıl…
Georg Steiner & Georges Bortoli


Neden Şeylere (Eşyaya) İhtiyaç Duyarız?
Kaba taştan yapılan ilk mermi mızrağı doğurdu; mızrak oku, ardından ok kurşunu doğurdu ve böylece süreç Star Wars’a kadar uzandı. Bu gelişimde insan iradesinin rolünün, nesnelerin kendilerine içkin potansiyeller kadar büyük olmadığı görülüyor.
Mihaly Csikszentmihalyi


Gündelik ve Gündeliklik
Gündelik hayat, modernliğin oluşturduğu bir yüzeyle örtülüdür. Haberlerdeki hikâyeler ile sanat, moda ve etkinliklerin debdebeli yapmacıklıkları, gündelik olanın sıradanlığını ortadan kaldırmadan onu örtbas eder.
Henri Lefebvre


Matematik Felsefesinin Uzun, Sonsuzun Kısa Tarihi
“Matematiğin düşüncemize yaptığı en önemli katkılardan birinin kavramların oluşumunda gösterdiği olağanüstü esneklik olduğunu düşünüyorum; matematik dışı bir yöntemle bu düzeyde bir esnekliğe ulaşmak ise son derece güçtür.”
Yücel Morkoç


Eleştiri Üzerine Fragmanlar
İyi eleştirmen kendi görüşünü ayan beyan öne sürmekten kaçınır. Büyük eleştirmen, kendi görüşünü vermek yerine, eleştirel analizi üzerinden başkalarının kendi görüşünü oluşturmasını sağlar.
Walter Benjamin


Wittgenstein Hakkında bir Söyleşi
Wittgenstein, eğer dil gerçekliği temsil edecekse, eğer tümceler şeylerin mevcut halini temsil edecekse, o zaman tümce ile şeylerin hali arasında ortak bir şey olması gerektiğini hissetti ve bunu betimlemenin yolunu, resimlerin şeylerin mevcut halini temsil etme yolu ile analoji kurmakta gördü.
John Searle- Bryan Magee


Ballard'ın Çarpışma'sından Sıkıntının Felsefesine
Çarpışma’da, orgazm ve ölüm ihlal edilebilir olmayan mutlak statüsüne sahiptirler. Sınır noktası bedendir. Aranan sonsuz değil, sonludur, Tanrı değil, ama bir bedendir, beden dolayımıyla ölümle ve orgazmla olan hudutlar kutsal içkin haline gelir, mutlak aşkın tarihe havale edilir.
Lars Svendsen


Monadoloji için Önsöz
Yaratılmış her varlık için zorunlu ana unsurlar şunlardır: Birleşik bir beden ve merkezi bir monad ya da entelekya.
Emilé Boutroux


Behçet Necatigil Dijital Arşivi
Evine düşkünlerin şairi Behçet Necatigil'in 45. ölüm yıldönümünü işaretleyen 13 Aralık 2024'te açılan dijital arşivde yer alan kişisel notlar, mektuplar ve belgelerin minik bir bölümünü içeren sergide, şairin şık ve disiplinli öğretmen el yazısıyla kayda geçirdiği kişisel notların çeviri ve telif eserleri konu alanları dikkat çekici...
Begüm Kovulmaz


Foucault'nun Tenin İtirafları'nı Bugün Neden Okumalıyız?
Cinsellik deneyimimiz hakikatlilik arayışı ve hukukilik arayışının damgasını taşır. Bir yandan, doğruyu söylemek hiçbir şekilde ortadan kalkmamıştır. Fakat artık kişinin günahlarının itirafı olarak değil, cinsel tarzının bir beyanı olarak dile getiriliyor...
Guillaume Le Blanc


Akustik Adalet: Bir Dinleme Teorisi*
Unutuş ve hatırlamanın doğruluk bölgelerini bir araya getiren, unutmaya uygun mesafedeki tek hatırlama türü ise, zaman katmanlarının ucube bedenselliği hâlindeki “Déjà vu”dur. Déjà vu’nun düzenlediği zemini, anonimin sesine doğru geri çekilme jestinin ifadesi olan déjà entendu (işitilmiş) aracılığıyla dağıtan ise, hafızanın akustik doğasıdır. Bu bağlamda başvurulabilecek klasik eserlerden biri de Ludwig Tieck’in 1797’de kaleme aldığı Sarışın Eckbert’dir.
Cana Bostan


Gösterenlerin Özgür Oyunu: Nuri Kuzucan'ın Pasaj'ı
Mükemmel, her bakımdan tamamlanmış işler sunma konusunda temkinli bir konumu tercih ettiğini belirtiyor Kuzucan, belki de bu buyur etme halini sürekli kılabilmek için. “Olanakları paylaşmadan ya da başkalarının katkısı olmadan yeni bir değer oluşturmanın imkânı yok” diyor, beraber çalışmanın önemine vurgu yaparken. Öyle sanıyorum ki, aynı ilkeyi izleyiciyle ilişkilerde de muhafaza etme, çalıştırma arzusunda.
Abdurrahman Aydın


Hiperempati, Direnç ve Topluluk: Parable of the Sower’ın Bugün Bize Öğrettikleri
Kitaplarını tekrar okurken Butler’a yeniden çekilmenin o dayanılmaz isteği altında yatan esas neden de gün yüzüne çıktı [...]. İçinde bulunduğumuz çoklu krizler çağında anlatının gücüne yeniden tutunmak için Afroamerikan/Afrofuturist edebiyatının bir dönüm noktasını temsil eden Butler’dan başkası çare olmayacaktı bana.
Deniz Gündoğan İbrişim


Kukla Tiyatrosu Üzerine
Kleist, (bir zamanlar İnsanın Düşüşü’nü herkesten daha iyi anladığını iddia eden) Kafka ile İnsanın Düşüşü’nü uzak geçmişteki tarihsel bir olay olarak düşünmemize neden olan şeyin yalnızca zaman kavrayışımız olduğu içgörüsünü paylaşır.
Heinrich von Kleist
![Jean-Luc Nancy’nin Noli me Tangere Metni ve Dokunma[ma]nın İkonografisi](https://static.wixstatic.com/media/893e19_b59bf8bf8cff4f0dbdf59adb5c15576e~mv2.png/v1/fill/w_444,h_250,fp_0.50_0.50,q_35,blur_30,enc_avif,quality_auto/893e19_b59bf8bf8cff4f0dbdf59adb5c15576e~mv2.webp)
![Jean-Luc Nancy’nin Noli me Tangere Metni ve Dokunma[ma]nın İkonografisi](https://static.wixstatic.com/media/893e19_b59bf8bf8cff4f0dbdf59adb5c15576e~mv2.png/v1/fill/w_307,h_173,fp_0.50_0.50,q_95,enc_avif,quality_auto/893e19_b59bf8bf8cff4f0dbdf59adb5c15576e~mv2.webp)
Jean-Luc Nancy’nin Noli me Tangere Metni ve Dokunma[ma]nın İkonografisi
Nancy’nin Noli me Tangere anlatısı bağlamında özellikle istisna olarak tanımladığı durum, İsa’nın dirilmiş [kaldırılmış] bedenine yönelik dokunma eylemini kasten uzak tutmasıdır: “Dokunulmaması gereken, dirilmiş bedendir”
Serap Yüzgüller


Kazuo Ishiguro Gibi Bir Çağdaş
Ishiguro devasa bir resim üzerinde çalışan bir ressam gibi. Resmin heybetli, yayılıp genişleyen tarzı bir katedralin tavanını ya da duvarlarını kaplayabilir. Uçsuz bucaksız bir zaman ve muazzam bir enerji isteyen tek bir eser. Hayat boyu sürecek bir iş. Birkaç yılda bir, bu resmin bir kısmını tamamlıyor ve bize gösteriyor.
Haruki Murakami


İnsanın İşi
Emeğe ve üretime yapılan vurguyu bir kenara bırakmak ve eylemsizliğin değilse de en azından, her edimde kendi shabbat’ını gerçekleştiren ve her işte kendi etkinliksizliğini ve kendi potansiyelini sergilemeye kadir bir çalışmanın figürü olarak çokluğu düşünmeye girişmek zorunlu olacaktır.
Giorgio Agamben


Başkaldırının doğru kullanımı: Peki, öfke nereye gidiyor?
Ayaklanma, başkaldırı, isyan: Öfkenin ateşi, şenlik ile şiddet arası, neşe ile hınç arası öngörülmedik bir olaya yol açar; bu öfke, eğer kendisine başkaldırılan otorite tarafından öylece ezilmediyse ya da kanalize edilmediyse, daima çatallanmaya ya da yolundan çıkmaya elverişlidir. Yani başkaldırı özgürleşmenin eşanlamlısı değildir.
Georges Didi-Huberman


Jest Üzerine Notlar
Doğallık mefhumundan tamamen yoksun insanlar için, her bir beden hareketi bir yazgı haline gelir. Ve beden hareketleri, görünmez güçlerin etkisi altında serbestliklerini ne kadar kaybederse, yaşamı çözmek de o kadar zorlaşır.
Giorgio Agamben


Olmak ve Yaşamak
O halde yok edelim Varlığı. Kısırlık yoluyla. İşlemeyen her organ körelir. Varlık dehadır: Fışkırmazsa ölür. Ama Eserler bariyerleri aşar, her ne kadar, düştüklerinde, sesim sayesinde onlara başkalarının kulak zarının kaygısını sunmayı hor görsem de.
Alfred Jarry


Yeni Dünyaların Keşfi: Seyahatin Politikası ve Mekânın Metaforları
İnsanın yolunu kaybetmesi bir şans meselesi olabilir. Ama bu sinemasal anda sahnelenen şey “tesadüf” değildir. Yeniden tasvir, yeniden biçimlendirme gücüdür, ilk yolculuğun -mutlu yolculuğun- izleri üzerinden geçip onları bulanıklaştırma gücüdür.
Jacques Rancière


Didi-Huberman Foucault'yu Anlatıyor
Foucault’yu okumaya tutkuyla başlamıştım ve üslubunun güzelliği -bu onun başka bir yanıydı- beni kendimden geçiriyordu. Olağanüstü bir yazardı. Kanıt mı? Bilginin Arkeolojisi üstüne notlar almaya çalışırken, neredeyse bütün kitabı baştan yazmıştım. Cümlelerini bozamadım. Kesilip birbirinden ayrılamayacak kadar güzeldiler.
François Caillat


Düzlükler
Düzlükler’in çağrışım alanı da son derece geniş: Görünmez Kentler, Kafka’nın kıpkısa öyküleri, Borges’in alegorileri, Karasu’nun masalları, çayırın belirli bir parçası üzerine spekülasyonlar gerçekleştiren Bay Palomar…
Cem İleri


Ölüm Hastalığı, Tekrar
Kitap nesnesi ile metnin kendisini birbirinden ayırarak düşünmem gerekiyor galiba. Bu, beden ve ruhu birbirinden ayırmak gibi belki.
Ayşe Görkem Kozanoğlu


Deleuzecü Estetik Diye Bir Şey Var mı?
Deleuze için hakikat, duyulur olanın ardındaki ya da üstündeki idea değildir. Hakikat saf duyulur olandır, doxa’nın “ideaları”na karşı çıkan koşullanmamış duyulur olandır. Koşullanmamış duyulur olan, adalet ya da çöl diye adlandırılan şeydir. Eser, çöle yürüyüştür.
Jacques Rancière


Kırk Dokuz Basamak: Walter Benjamin'e Dair
Benjamin’i tümüyle darmaduman olmuş, yıkıma sürüklenmiş, günah zincirlerine dolanmış bir doğa vizyonuna sahip, kabalacı bir kazazede olarak zihnimizde tasarlayalım. Bu öyle bir doğa ki, artık şeylerin üstüne yazılmış, Hz. Adem’in okuyabileceği tarzda, parıldayan harfler sunmayan, bunun yerine Babil usülü karmaşık işaretlerden ibaret, sonsuza dek bozulmuş bir metin.
Roberto Calasso


Çok Komik: Mizahın Felsefi Tarihine Bir Bakış
Felsefenin, bir söylem olarak, kendisine direnen şeylerle yüzleşmesi ve ardından bu direnç ve çekim oyununda neler olduğunu izlemesi fikri beni her zaman içine çekmiştir. Son birkaç yıldır odaklandığım üç şey mizah, şiir ve müzik.
Simon Critchley


Ortak Bağışıklığa Doğru
Esposito, Foucault’nun modern iktidarın yaşamı üretme ve düzenleme kapasitesine yaptığı vurguya sadık kalsa da biyopolitikanın yalnızca ölümcüle, dışlayıcı olana veya olumsuza indirgenemeyeceğini savunur. “Amaç, Nazi ölüm politikasını tersine çevirecek, yaşam üzerine değil yaşam politikası olarak olumlayıcı bir biyopolitikanın ana hatlarını çizmektir.”
Balkır Uysal


Bir Metro Haritası Olarak Tractatus
Gál'ın Tractatus'unun yirmi yedi bölümü Burger'ınkinden hem daha iyimser hem de soyut, daha kompakt ve kapsam olarak daha geniştir ve tüm bu açılardan adını aldığı esere daha yakındır.
Ryan Ruby


Hovsep Vartanyan'ın Akabi Hikâyesi
Türkçe yazılmış ilk roman olarak bilinen Hovsep Vartanyan'ın Akabi Hikâyesi Aras Yayıncılık'tan çıktı. Betül Bakırcı'nın Ermeni harfli Türkçeden günümüz Türkçesinin standartlarına çevirdiği metnin daha önce Andreas Tietze tarafından yapılan akademik bir neşrini okumuştum.
Fatih Altuğ


Aşkınsal Edebiyat ve Aptallık Problemi
Aptallık, düşüncenin bir yapısı olarak henüz düşünemiyor olmaktır. Bu anlamıyla aptallık düşüncenin krizine işaret etmektedir. Çünkü düşüncenin ufku yerleşik değerlerce belirlenmiş ve böylece fark ve yenilik düşünülemez hale gelmiştir.
Emir Can Civelek


Yüz
Bana boşluklarını teşhir ederek arsızca bakabilirler, sanki ardında bu boşluğu tanıyan ve onu nüfuz edilemez bir gizlenme yeri olarak kullanan uçurumsu bir başka göz varmışçasına; ya da hayasızca, hiç çekinmeden, bakışlarımızın boşluğunda aşkın ve sözün geçmesine müsaade ederek.
Giorgio Agamben


Hermenötiğe Çok Kısa Bir Giriş
Hermeneutics: A Very Short Introduction kitabının yazarı Jens Zimmerman herkesin hermenötik hakkında bilmesi gereken 10 şeyi anlatıyor.
Jens Zimmerman


“Distorşın” Olarak Tekrar Okuma: Hannah Arendt, Geçmişle Gelecek Arasında
Nasıl geçmişteki okuma ile şimdideki okuma arasındaki karşılaşma, anlamı geleceğe açarsa, çeviride beliren kaymalar da orijinali tekrar okutur, üçüncü, dördüncü okumalara, çoğul titreşimlere dair arzuyu tetikler.
Toros Güneş Esgün


''Oraya Kendimi Koydum'' (Şairlerle Söyleşi)
... belgesel şiir, yazıyı sessizliğin yerine geçirme çabası olarak değil, tam tersine sessizliği içinde barındırma çabası olarak kullanır. Bu yaklaşım, sessiz yığınların özgün deneyimlerini ve ifadelerini koruyarak onları tarih anlatısına katma amacını taşır. Oraya Kendimi Koydum’da yapmaya çabaladığımız şey, sözlü tarih kayıtlarının şiirin dilinde özgün bir şekilde ifade edilmesi değildi. Belgenin sesini çalmak yerine ona saygı duyarak duyulur kılındığı bir örnek oluşturabil
Belma Fırat


Kentin Konuşma Rejimi Olarak Felsefe
Vernant’ın tarzı, Yunan’ı çağdaş dünya topluluklarına benzeten okumaları zayıflatır. Felsefe tarihi içinde en aşina bulunan kolektife, yabancılığını ve dolayısıyla biricikliğini iade eder.
Özgür Toker


Okumak ya da Okumamak
İnsanlara neyi okuyacaklarını söylemek, bir kural olarak ya faydasızdır ya da zararlı; zira, edebiyatın takdir edilmesi, eğitim değil mizaç meselesidir(...) Ama insanlara neyin okunmayacağını söylemek çok farklı bir konudur ve bunu Yüksek Okul Programının bir misyonu olarak tavsiye etmeyi göze alıyorum.
Oscar Wilde


Havanın Unutuluşu ve sonra Hatırlanışı
Havayı unutmak, bedenin geçirgenliğini, başkasıyla paylaşılan dünyayı ve varoluşun sahip olunamaz temelini unutmak demektir. Irigaray’ın değeri burada belirir. Yazar, felsefeyi sert temeller, kökler ve yerleri aşan bir kavramsal bağlama uzanarak icra eder.
Evren Kaya


Gemiden Düşen ve Gemide Kısılıp Kalan: Herbert Clyde Lewis ile Norah Lange Arasındaki Deniz
Gemiye bir erkek yerine kadın binse ne olurdu sorusunun yanıtında oluşan duruma, sadece erkek mürettebatın olduğu bir gemideki koşulları eklersek, Arjantinli yazar Norah Lange’in 45 Gün ve 30 Denizci (45 días y 30 marineros, 1933) romanına ulaşırız.
Orçun Güzer


Dehşetin Yoksunluğuna Değinmek
Karasu’nun “Azınlık- Azınlıklar Bir Çözümleme Denemesi” başlıklı yazısının bir uzlaşı talep ettiğini dilinin politik görünümleri yoluyla göstermeye çalışacağım. Psikolojizmden uzaklaşarak ve modernitenin epistemolojik aygıtı olan tarih kavramına bakarak(...)
Bartu Şanlı


Düşüş ya da Ruhun Kendiyle Konuşması
Camus kitabın elyazmasında olası başlıklardan biri olarak “Zamanımızın Bir Kahramanı” seçeneğini düşünür ve Lermontov’un aynı adlı kitabının önsözündeki tarziye kabilinden bir parçayı kendi metnine epigraf olarak ekler: “Zamanımızın Kahramanı, aziz okurlarım, gerçekten bir portredir, fakat tek bir kişinin portresi değildir; bu portre bizim kuşağın olgunlaşmış, kökleşmiş kusurlarının ortak bir portresidir.” (çev. Nuri Yıldırım, Yordam Kitap, 2019)
Oğuz Tecimen


Kötülük Cemaati
Kötülük cemaatlerinde siyasetin kuruluşu ve bekâsı, hayali kötücül bir düşmandan duyulan korkuya dayanır ve etnik, politik ve kültürel belleğe kazınan bu korku ve nefret her kriz anında yeniden piyasaya sürülen kindar ve gaddar ulusal bir mirasa dönüşür. Bu korku rezervi kötülük cemaatinin iktidar rezervidir aynı zamanda.
Murat Erşen


Roland Barthes ile Mülakat (1973)
"Ben haz üzerine mevcut kanaat olduğunu düşündüğüm şeyi aldım diyelim, bu aslında daha ziyade edebiyat hazzına, metnin hazzına -kabaca söylersek- bir tür gerici bağlam yükler, şahsen ben bir sağ ve bir sol olduğuna inanıyorum, hatta kültürde, edebiyatta bile var bu, benim yapmak istediğim şey aslında onu kitabımın hakiki anlamı kılmak."
Roland Barthes


Becker'in Le Trou'su üzerine notlar
Kont’lar ve Vikont’ların infazları seyretmek için saraylarda kiraladıkları hususi pencereleri vardır. İnfaz günü geldiğinde yüzlerinde maskeyle pencerelerinde yer alırlar.
Övünç Demiray


Kafka’nın Akademi için bir Rapor'unda Dönüşüm
Bilindiği gibi, Kafka’nın eserlerinde fiili dünyada varolan yer ve kişi adlarına veya yaşanmış olaylara doğrudan atıflara hemen hiç rastlanmaz. Fakat bu istisnai parçada RotPeter’ı yakalayıp Avrupa’ya getiren sömürge şirketi, yirminci yüzyıl başında Almanca konuşulan dünyada ve Amerika’da adı hemen herkesçe bilinen Hagenbeck şirketidir.
Emine Ayhan


İki Köpeğin Anlatılmamış Hikâyesi*
Lévinas’ın gözünde Bobby, insanın dünyayı cehenneme çevirdiği somut gerçeklikte, hâlâ insan aklına duyulan güveni ve saygıyı vurgulayan bir felsefi yaklaşımın son neferiydi. Hitler’in gözünde ise Blondi, insandaki merhamet duygusunu küçümseyip, ondaki hayvani mücadeleci içgüdüyü yücelten bir ideolojinin gürbüz ve kuvvetli savunucusuydu.
Elis Şimşon


Thomas Pynchon’ın Anagramları: “Entropi” Öyküsündeki İsimlendirmelere Dair Bir Tez
öyküde çeşitli sebeplerle ABD’ye göç etmek zorunda kalmış göçmen kitlelerinin dört beş dilin aynı anda konuşulduğu, diller arası geçişin doğallıkla yapıldığı polyglot partilerinden bahsedilir. Yeni katılan misafirler bu çokdilli sohbetlere dahil olamadıklarında bir biçimde dışlanır, bu çokdilli vatandaşlar tarafından görmezden gelinirler.
Yasin Karaman
bottom of page