Levinas ve Pandemi Sonrasında Maskeli Kalmak

Adam Birt


…maskeler yüzler arasına bir barikat kurar ve böylece yüz yüze görüşmeyi engeller, karşılaşmanın duygusal gücünü kısmen veya tamamen tüketir.Elbette bu, virüs dışı nedenlerle maskeli olmaya devam edenler için tam da maskenin cazibesidir…


10/22 | Çeviri

 


Pandeminin sonunun 2021 ufkunda tökezleyerek geldiğini safça görebileceğimize inanırken, örneğin şöyle sorularla kendimizi eğlemeye başladık: hastalığın kendisi ortadan kalksa da hâlâ bu sefil maskeleri yüzümüze takacak mıyız? Bu sıcak, nemli, boğucu şeyleri takmak zorunda kalarak COVID’e karşı ilk savunma hattının ötesinde -iyi ve başka türlü elde edilemeyecek- bir şey kazandık mı? Eğer öyleyse, bu nadir ve başka türlü elde edilemeyecek avantaj nedir? Cevap, belki de ötekinin sorgulayan bakışlarından gizlenme; bu gizlenme içinde mesafe; bu mesafe içinde güvenlik ve son olarak, bu güvenlik içinde rahatlama, diğer insanlara baktığımızda ve özellikle de onlar bize baktığında ortaya çıkabilecek psikolojik rahatsızlıktan kurtulmadır.


İngiliz Guardian gazetesi konuyla ilgili olarak “Maskeli Kalmaya Devam Etmek İsteyen İnsanlar: Görünmezlik Pelerini” başlıklı bir yazı yayınladı. Makalenin yazarı Julia Carrie Wong, maskeli olmanın bizi hastalıktan çok daha fazlasına karşı koruduğunu belirtiyor: örneğin, tedirginliğe karşı da. “[Bize] virüslerden daha çok zarar verebilecek şeyler olduğu gerçeğiyle ilgili, bu; diğer insanların agresif ya da hoş karşılanmayan ilgisi, hatta herhangi bir ilgi de buna dahil.” Ancak COVID gibi gerçek bir ölümcül tehdit yokken maskeli kalmanın halen doğru bir seçim olduğu pek de açık değil -ahlaki açıdan bir “doğru seçim”den bahsediyorum-.


Litvanya doğumlu Fransız filozof Emmanuel Levinas (1906-1995) etikle öyle kararlı bir şekilde ilgilenmiştir ki, onu “ilk felsefe”, yani diğer tüm felsefelerin temeli olarak konumlandırmak için durmaksızın çalışmıştır. Bu “temel”, geleneksel olarak mantık, teoloji veya metafiziğe ayrılmış entelektüel bir onur makamı olsa da, Levinas için bu tür araştırma dalları daha sonra gelir. Etik, önceliklidir. Bu, Levinas’ın, ilişkili olduğu felsefi ekollerden biri olan ve insan olmanın ne anlama geldiği sorusunu merkeze alan ve önceleyen varoluşçuluktan kaynaklanan genel düşünce tarzıyla uyumludur. Yine de, belki de başka hiçbir düşünür alışılagelmiş disiplinler hiyerarşisini Levinas kadar kararlı ve bütünlüklü bir şekilde tersine çevirmemiştir.


“Bu anlamda, yüz yüze karşılaşma, sıradan hayatın akışında, benden bir şeyler talep eden, bana ötekinin sorumluluğunu yükleyen bir kişilerarası ilişki katmanını ortaya çıkaran bir kopuş ya da gediktir.”

Levinas ayrıca yüzlere ve onların etikteki rolüne de odaklanır. Ona göre yüzler insanın kırılganlığını güçlü bir şekilde somutlaştırır ve aktarır. Belki de pandemi sonrasında bile maske takmaya devam etmek isteyenler de aynı şekilde hissediyordur. Belki de, yüzünü göstermenin kişinin gardını düşürdüğü bilgisi, dünyadan güvenli bir şekilde uzak kalmak isteyenlerin gizlenmeyi sürdürme talebinin asıl nedeni olabilir. Ancak Levinas’a göre, böyle bir kırılganlığın kendisi etik için zorunludur. Etik mesel zemininde kalmasın isteniyorsa bu kırılganlık ifade edilmelidir.


Emmanuel Levinas demasking, Stephen Lahey


Halen Florida Gulf Coast Üniversitesi’nde görev yapan Profesör Kevin Aho, Varoluşçuluk (2014) adlı mükemmel giriş metninde Levinas’ın düşüncesinin bu kritik yönlerini, filozofun anıtsal eseri Totalité et Infini (1961) kitabından alıntılarla özetliyor: “Levinas ötekinin ‘yüzünü’ (le visage) kavramsallaştırılacak bir şey ya da nesne olarak değil, ‘savunmasızlığın’, ‘çıplaklığın’ ve ‘güvenlik açığının’ saf bir ifadesi olarak tanımlar” (s.120). Aho şöyle devam eder: “Bu anlamda, yüz yüze karşılaşma, sıradan hayatın akışında, benden bir şeyler talep eden, bana ötekinin sorumluluğunu yükleyen kişilerarası ilişki katmanını ortaya çıkaran bir kopuş ya da gediktir.”


Bu pasajda, etiğin insanların yüz yüze irtibatından doğduğu anlaşılmaktadır. Yani ötekinin yüzü sadece kendini göstermez ya da sadece ötekinin karşımda durduğunu ortaya çıkarmaz.Tanımlama, bir yüzü bir isimle eşleştirmek anlamına geldiğinde, yalnızca o kişiyi bile tanımlamaya yetmez; tüm bunların ötesine geçerek, yüzümün ötekine yükümlülükler yüklemesi gibi, bana da yükümlülükler yükler. Yüz yüze irtibat, katılımcıları birbirlerine ahlaki yollarla tepki vermekle yükümlü kılar. Levinas, “Özgürlük ve Buyruk” adlı makalesinde bunu şöyle ifade eder: “Yüz, bir varlığın bizi bir gösterge olarak değil, bir zorunluluk olarak etkilediği gerçeğidir” (s.21, Collected Philosophical Papers, 1987). Bu zorunluluk dile getirilememiştir. Dile dökülmeye direnir, çünkü kelimeler kavramları yakalar ve kavramlar düşünmenin malzemesidir; ancak yüz yüze karşılaşma düşünmeden önce ve dolayısıyla tüm olayı rasyonel bir şekilde anlamlandırmak amacıyla kavramlarımızı uygulamadan önce ortaya çıkar. Aho’nun dediği gibi, “özneler arası ilişkilerimizin özsel yönüne düşünce yoluyla erişilemez.” Ancak her ne kadar rasyonel anlamlandırmadan uzak olsa da, yüz yüze görüşme büyük bir duygusal etki taşır. Anında hissedilir; burada “anında” kelimesi özellikle “aracısız” anlamına gelmektedir. Düşünce, kavram, refleks aracılık eder: İnsan deneyiminde aracılar olarak işlev görürler. Duygular bu tür müdahalelere izin vermez. Bununla beraber maskeler yüzler arasına bir barikat kurar ve böylece yüz yüze görüşmeyi engeller, karşılaşmanın duygusal gücünü kısmen veya tamamen tüketir. Elbette, virüsle ilgili olmayan sebeplerle maskeye meftun olanlar için —tabii amaçları yüzü yüze görüşmeleri sinir bozucu mahremiyetlerinden kurtarmak değilse— sürekli maske takmanın taşıdığı cazibe tam da budur. (Maskeli yüzlerden oluşan açık bir denize bakmak elbette insanı kendi tarzında etkiliyor. Ne yazık ki, bu etkiyi analiz etmek bizi çok uzaklara götürecektir.)


Çevre Çalışmaları profesörü ve New York Üniversitesi’nde Tıp Etiği alanında doktora sonrası araştırmacı olan Kyle Ferguson, bir sohbette bana pandemi sonrası maskeli kalmanın Levinasçı etik görüş açısından kabul edilebileceğini çünkü maskenin gözleri gizlemediğini öne sürdü. Ne de olsa gözler, yüzün tartışmasız en ifadeli parçasıdır. Gerçekten de, Aho’nun Varoluşçuluk’ta belirttiği gibi, “özellikle gözler aracılığıyla” “ötekinin ihtiyaçlarına, ıstırabına, kederine ve neşesine tanık oluruz” (s.120). Öte yandan anlaşılan o ki Levinas örtüsüz bir yüzü kastettiğini açıklıkla ifade etmektedir. “Ontoloji Temel midir?” başlıklı makalesinde yüz, ötekinin gücümüze karşı “sonsuz direncini” temsil eder, “çünkü tamamen çıplak olması ve -yüzün çıplaklığı burada bir söz sanatı değildir- kendi başına bir anlam ifade eder” (s.10, Entre Nous, 1998). Aynı şekilde, Özgürlük ve Buyruk’ta: "Yüzün mutlak çıplaklığı, örtüsüz, elbisesiz veya maskesiz olan mutlak surette savunmazsız yüz, benim onun üzerinden iktidarıma, şiddetime karşı koyan şeydir" der. ("Özgürlük ve Buyruk", çev. Hamdi Özyel, Tezkire Dergisi, Sayı: 38-39 “Levinas – Öteki, Etik ve Siyaset”, s. 178)


Peki Levinas'a göre tüm bunlar neden böyledir?


Levinas, “Ontoloji Temel midir?” başlıklı makalesinde iki tür varlık arasında ayrım yapar: "genel olarak varlık" ve "hususi/tikel varlık". Gündelik nesneler genel olarak varlığa sahiptir, ancak hususi varlığa sahip olmak insana özseldir. Genel olarak varlığın bir açıklığı, bir alıcılığı vardır. Gündelik nesneler var olma işiyle meşguldür. Vardırlar. Bu süregelen varoluş, onların nesneler olarak bağımsızlıkları, dünyanın geri kalanından ayrılmalarıdır. Kendimizi (mecazi olarak) gündelik nesnelere atarak, onları zihnimizde işleterek ve böylece onları anlayarak bu bağımsızlığın üstesinden gelmekse biz insanlara düşer. Kritik olarak bu, gündelik nesneleri bağımsız olarak kavramayı içerir ve bu da onları belirli bir “olmaya bırakmayı” gerektirir. Bir nesnenin süregelmekte “olduğunu” gerçekten takdir etmek, onu kendi haline bırakmak anlamına gelir ki böylece bağımsızlığını sürdürebilsin. Levinas bu analiz için, varoluşçu selefi Martin Heidegger’den yararlanır ama hemen ardından onun teorinin ötesine de uzanır. İnsanlar 'açıklık' ve 'olmaya bırakma' çerçevesinde köklü bir istisna oluştururlar. İnsanların bağımsızlığı onları olmaya bırakmaktan değil, onlara hitap etmekten geçer: Onlarla “konuşmaktan”. Burada “konuşmak” sadece sesli iletişime değil, daha geniş anlamda onlarla bir bağlantı, sosyal bir ilişki kurmaya işaret eder (s.7).



Birine “hitap etmek” benzersiz bir ilişki türüdür, ancak bu ilişki anlama ile iç içe geçmiştir: Levinas’ın dediği gibi, “iki ilişki birleşmiştir”. Hitap etmek anlamanın ötesine geçer, bunun sebebi tam da hitap etmenin kavramları başka kişiye tatbik ederek bizi etkilememesi ve bizden sempati ve sevgi gibi duygusal durumlar talep etmesidir. Ve başkalarına hitap etmemize imkân veren de onların yüzleridir, zira başkalarının yüzleri onları bize 'komşu', yakın ve mücavir olarak gösterir. (İlginçtir ki, eğer bir başkasını sadece öldürürsem, onun genel varlığına saldırmış olurum, çünkü onu öldürmek ona avlanacak bir hayvan ya da kesilecek bir ağaç muamelesi yapar. Tıpkı dünyadaki bir nesne gibi. Bu uygun bir cinayet değildir, çünkü onun özel varlığına karşı bir saldırı değildir: Onu yok saymaz, sadece kısmen yok eder. Onun özel varlığına saldırmak için ona hitap etmek, yüzüne bakmak gerekir. Ötekine hitap etmek onu anında bir nesneden fazlası olarak ele alır ve onu tamamen olumsuzlama olasılığını ortadan kaldırır. O halde yüzün “sonsuz direncinin” kaynağı budur.)


Sürekli maske takanların amacı pek de antipatik değildir. Herkes sırf algılandığı için psikolojik rahatsızlık yaşamamıştır; fakat herkes, diyelim ıstıraba varacak raddede psikolojik rahatsızlık duymuştur. Dolayısıyla hepimiz, en azından genel anlamda, sürekli maske takanların durumunu anlayabiliriz. Ve ıstıraplarının hafiflemesi bir ihtimal pandemi sona erdikten sonra bile maske takmaları için ahlaken meşru bir gerekçe sağlar. Ancak Levinas haklıysa, “Sürekli Maske Takanlar”, yüzlerini gizleyerek dolaşmamak gibi bunun zıddı ve muhtemelen başat bir ahlaki gerekçeyi izah etmekte başarısız olurlar. Etik kuralların hayata geçirilmesinin önemi yadsınamaz ve bu hedefin başarılı olması için algılanmanın yarattığı ıstırap da dahil, her türlü bedel ödenmelidir.


Elbette, Levinas'ın yüzün sonsuz direnci fikrini benimseyen biri için, maskenin çıkarılmasının bedeli azalır, hatta ortadan kalkar. Bu, peşinden gitmeye değer bir istek gibi görünüyor.



Çeviren: Ali Tacar


Kaynak: Adam Birt, ''Levinas and Post-Pandemic Masking'', Philosophy Now, 2022. [İlgili bağlantı]