top of page
eleştiri


Şiddet ve Hakikat*
İşte bu yüzden şiddet derin biçimde aptalcadır. Ama en kuvvetli, en yoğun, en giderilemez anlamda aptalca. Bir zekâ eksikliğinden kaynaklı bir aptallık değil, daha da beteri, düşüncenin mevcut olmamasından kaynaklı budalalık, büzülmüş zekâsı tarafından istenen, hesaplanan bir mevcut olmamadan kaynaklı budalalık.
Jean-Luc Nancy


Antik Yunan’da Delilik: Kırık Bir Pranganın Anlattıkları
Vaughan’ın deliliği kültürel, dini, toplumsal, mitolojik ve hukuki yönleriyle incelediği bu müstesna çalışması, Antik Yunan’da deliliğin mutlak surette “kutsallık” ve “ilahi ilham” ile özdeşleştirildiğine dair yaygın romantik klişenin ya da Hippokrates etrafında dönen tartışmaların dışına çıkmıştır.
Balkır Uysal


Tolstoy mu Dostoyevski mi?
Edebiyatımızda üç çok büyük uğrak olmuştur: Yunan uğrağı, Yunan trajedisi, Shakespeare uğrağı ve Rus romanı ki bu uğrak tuhaf biçimde çok kısa sürmüştür, değil mi? Gogol ile başlayıp Dostoyevski'yle sona eren 60 yıl…
Georg Steiner & Georges Bortoli


Neden Şeylere (Eşyaya) İhtiyaç Duyarız?
Kaba taştan yapılan ilk mermi mızrağı doğurdu; mızrak oku, ardından ok kurşunu doğurdu ve böylece süreç Star Wars’a kadar uzandı. Bu gelişimde insan iradesinin rolünün, nesnelerin kendilerine içkin potansiyeller kadar büyük olmadığı görülüyor.
Mihaly Csikszentmihalyi


Gündelik ve Gündeliklik
Gündelik hayat, modernliğin oluşturduğu bir yüzeyle örtülüdür. Haberlerdeki hikâyeler ile sanat, moda ve etkinliklerin debdebeli yapmacıklıkları, gündelik olanın sıradanlığını ortadan kaldırmadan onu örtbas eder.
Henri Lefebvre


Matematik Felsefesinin Uzun, Sonsuzun Kısa Tarihi
“Matematiğin düşüncemize yaptığı en önemli katkılardan birinin kavramların oluşumunda gösterdiği olağanüstü esneklik olduğunu düşünüyorum; matematik dışı bir yöntemle bu düzeyde bir esnekliğe ulaşmak ise son derece güçtür.”
Yücel Morkoç


Eleştiri Üzerine Fragmanlar
İyi eleştirmen kendi görüşünü ayan beyan öne sürmekten kaçınır. Büyük eleştirmen, kendi görüşünü vermek yerine, eleştirel analizi üzerinden başkalarının kendi görüşünü oluşturmasını sağlar.
Walter Benjamin


Wittgenstein Hakkında bir Söyleşi
Wittgenstein, eğer dil gerçekliği temsil edecekse, eğer tümceler şeylerin mevcut halini temsil edecekse, o zaman tümce ile şeylerin hali arasında ortak bir şey olması gerektiğini hissetti ve bunu betimlemenin yolunu, resimlerin şeylerin mevcut halini temsil etme yolu ile analoji kurmakta gördü.
John Searle- Bryan Magee


Behçet Necatigil Dijital Arşivi
Evine düşkünlerin şairi Behçet Necatigil'in 45. ölüm yıldönümünü işaretleyen 13 Aralık 2024'te açılan dijital arşivde yer alan kişisel notlar, mektuplar ve belgelerin minik bir bölümünü içeren sergide, şairin şık ve disiplinli öğretmen el yazısıyla kayda geçirdiği kişisel notların çeviri ve telif eserleri konu alanları dikkat çekici...
Begüm Kovulmaz


Bir Kozmos Filozofu: Gaston Bachelard
Bachelard’a göre bir dil, semantik çabadan daha çok imgeleriyle gelişir. Düşünür, edebi imgeyi bir patlayıcıya benzetir çünkü edebi imge, yapılmış, bitmiş cümleleri parçalar. Kısacası kelimeleri hareketlendirir.
Zeynep Bengü


Foucault'nun Tenin İtirafları'nı Bugün Neden Okumalıyız?
Cinsellik deneyimimiz hakikatlilik arayışı ve hukukilik arayışının damgasını taşır. Bir yandan, doğruyu söylemek hiçbir şekilde ortadan kalkmamıştır. Fakat artık kişinin günahlarının itirafı olarak değil, cinsel tarzının bir beyanı olarak dile getiriliyor...
Guillaume Le Blanc


Aby Warburg ve İsimsiz Bilim
Belki de kültürümüzde şiir ile felsefeyi, sanat ile bilimi, “şarkı söyleyen” sözcük ile “hatırlayan” sözcüğü birbirinden ayıran çatlak, Warburg’un vecd halindeki su perisi ile melankolik nehir tanrısı arasındaki kutuplaşmada teşhis ettiği Batı kültürünün şizofrenisinin bir yönünden başka bir şey değildir.
Giorgio Agamben


Akustik Adalet: Bir Dinleme Teorisi*
Unutuş ve hatırlamanın doğruluk bölgelerini bir araya getiren, unutmaya uygun mesafedeki tek hatırlama türü ise, zaman katmanlarının ucube bedenselliği hâlindeki “Déjà vu”dur. Déjà vu’nun düzenlediği zemini, anonimin sesine doğru geri çekilme jestinin ifadesi olan déjà entendu (işitilmiş) aracılığıyla dağıtan ise, hafızanın akustik doğasıdır. Bu bağlamda başvurulabilecek klasik eserlerden biri de Ludwig Tieck’in 1797’de kaleme aldığı Sarışın Eckbert’dir.
Cana Bostan


Kukla Tiyatrosu Üzerine
Kleist, (bir zamanlar İnsanın Düşüşü’nü herkesten daha iyi anladığını iddia eden) Kafka ile İnsanın Düşüşü’nü uzak geçmişteki tarihsel bir olay olarak düşünmemize neden olan şeyin yalnızca zaman kavrayışımız olduğu içgörüsünü paylaşır.
Heinrich von Kleist
![Jean-Luc Nancy’nin Noli me Tangere Metni ve Dokunma[ma]nın İkonografisi](https://static.wixstatic.com/media/893e19_b59bf8bf8cff4f0dbdf59adb5c15576e~mv2.png/v1/fill/w_442,h_250,fp_0.50_0.50,q_35,blur_30,enc_avif,quality_auto/893e19_b59bf8bf8cff4f0dbdf59adb5c15576e~mv2.webp)
![Jean-Luc Nancy’nin Noli me Tangere Metni ve Dokunma[ma]nın İkonografisi](https://static.wixstatic.com/media/893e19_b59bf8bf8cff4f0dbdf59adb5c15576e~mv2.png/v1/fill/w_306,h_173,fp_0.50_0.50,q_95,enc_avif,quality_auto/893e19_b59bf8bf8cff4f0dbdf59adb5c15576e~mv2.webp)
Jean-Luc Nancy’nin Noli me Tangere Metni ve Dokunma[ma]nın İkonografisi
Nancy’nin Noli me Tangere anlatısı bağlamında özellikle istisna olarak tanımladığı durum, İsa’nın dirilmiş [kaldırılmış] bedenine yönelik dokunma eylemini kasten uzak tutmasıdır: “Dokunulmaması gereken, dirilmiş bedendir”
Serap Yüzgüller


Kazuo Ishiguro Gibi Bir Çağdaş
Ishiguro devasa bir resim üzerinde çalışan bir ressam gibi. Resmin heybetli, yayılıp genişleyen tarzı bir katedralin tavanını ya da duvarlarını kaplayabilir. Uçsuz bucaksız bir zaman ve muazzam bir enerji isteyen tek bir eser. Hayat boyu sürecek bir iş. Birkaç yılda bir, bu resmin bir kısmını tamamlıyor ve bize gösteriyor.
Haruki Murakami


İnsanın İşi
Emeğe ve üretime yapılan vurguyu bir kenara bırakmak ve eylemsizliğin değilse de en azından, her edimde kendi shabbat’ını gerçekleştiren ve her işte kendi etkinliksizliğini ve kendi potansiyelini sergilemeye kadir bir çalışmanın figürü olarak çokluğu düşünmeye girişmek zorunlu olacaktır.
Giorgio Agamben


Başkaldırının doğru kullanımı: Peki, öfke nereye gidiyor?
Ayaklanma, başkaldırı, isyan: Öfkenin ateşi, şenlik ile şiddet arası, neşe ile hınç arası öngörülmedik bir olaya yol açar; bu öfke, eğer kendisine başkaldırılan otorite tarafından öylece ezilmediyse ya da kanalize edilmediyse, daima çatallanmaya ya da yolundan çıkmaya elverişlidir. Yani başkaldırı özgürleşmenin eşanlamlısı değildir.
Georges Didi-Huberman


Kant Hırsızı
Kant’ın Saf Aklın Eleştirisi’ni çalmaya karar verip kitapçının kapısından içeri girdiğimde avuçlarım ter içindeydi ve korku çoktan beni ele geçirmişti. Her şeyin göz açıp kapayıncaya kadar olup bitmesini isterdim.
Tarek Abi Samra


Jest Üzerine Notlar
Doğallık mefhumundan tamamen yoksun insanlar için, her bir beden hareketi bir yazgı haline gelir. Ve beden hareketleri, görünmez güçlerin etkisi altında serbestliklerini ne kadar kaybederse, yaşamı çözmek de o kadar zorlaşır.
Giorgio Agamben


Olmak ve Yaşamak
O halde yok edelim Varlığı. Kısırlık yoluyla. İşlemeyen her organ körelir. Varlık dehadır: Fışkırmazsa ölür. Ama Eserler bariyerleri aşar, her ne kadar, düştüklerinde, sesim sayesinde onlara başkalarının kulak zarının kaygısını sunmayı hor görsem de.
Alfred Jarry


Yeni Dünyaların Keşfi: Seyahatin Politikası ve Mekânın Metaforları
İnsanın yolunu kaybetmesi bir şans meselesi olabilir. Ama bu sinemasal anda sahnelenen şey “tesadüf” değildir. Yeniden tasvir, yeniden biçimlendirme gücüdür, ilk yolculuğun -mutlu yolculuğun- izleri üzerinden geçip onları bulanıklaştırma gücüdür.
Jacques Rancière


Didi-Huberman Foucault'yu Anlatıyor
Foucault’yu okumaya tutkuyla başlamıştım ve üslubunun güzelliği -bu onun başka bir yanıydı- beni kendimden geçiriyordu. Olağanüstü bir yazardı. Kanıt mı? Bilginin Arkeolojisi üstüne notlar almaya çalışırken, neredeyse bütün kitabı baştan yazmıştım. Cümlelerini bozamadım. Kesilip birbirinden ayrılamayacak kadar güzeldiler.
François Caillat


Eleştiri Olarak Soybilim
Foucault son dönemlerinde verdiği bir söyleşide derdinin “x yanlıştır” ya da “x kötüdür” değil, “x tehlikelidir” demek olduğunu söyler. Tehlikeli olan, dikkatimizi öncelikli olarak üzerinde yoğunlaştırmamız gereken, her şeyden önce dikkate almamız gereken şeydir.
Raymond Geuss


Evsizlere Sığınak *
(...) sürekli yinelenen resimsel motiflerin, bazı önemli meseleleri sonsuza dek resimsiz bellek yitiminin uçurumuna sürüklemek için büyülü efsunlar gibi işleyeceğini gösterir - toplumsal varlığımızın tasarımı içerisinde kavranmayan, tersine bu varlığın kendisini parantez içine alan meseleler. İmgelerin uçuşu, devrim ve ölümden uzaklaşmaktır.
Siegfried Kracauer


Deleuzecü Estetik Diye Bir Şey Var mı?
Deleuze için hakikat, duyulur olanın ardındaki ya da üstündeki idea değildir. Hakikat saf duyulur olandır, doxa’nın “ideaları”na karşı çıkan koşullanmamış duyulur olandır. Koşullanmamış duyulur olan, adalet ya da çöl diye adlandırılan şeydir. Eser, çöle yürüyüştür.
Jacques Rancière


Kırk Dokuz Basamak: Walter Benjamin'e Dair
Benjamin’i tümüyle darmaduman olmuş, yıkıma sürüklenmiş, günah zincirlerine dolanmış bir doğa vizyonuna sahip, kabalacı bir kazazede olarak zihnimizde tasarlayalım. Bu öyle bir doğa ki, artık şeylerin üstüne yazılmış, Hz. Adem’in okuyabileceği tarzda, parıldayan harfler sunmayan, bunun yerine Babil usülü karmaşık işaretlerden ibaret, sonsuza dek bozulmuş bir metin.
Roberto Calasso


Gabriel García Márquez Yaşasaydı Romanının Netflix Uyarlaması Hakkında Ne Düşünürdü?
Netflix’teki uyarlamaya bakılınca Yüzyıllık Yalnızlık’ın ne kadar edebi olduğu; Kafka ve Borges’e, Faulkner ve Rabelais’ye, Decameron ve Arap Şövalyeleri’ne ne kadar borçlu olduğu; Cervantes’in en ciddi torunlarından biri olduğu pek anlaşılmıyor.
Ariel Dorfman


Çok Komik: Mizahın Felsefi Tarihine Bir Bakış
Felsefenin, bir söylem olarak, kendisine direnen şeylerle yüzleşmesi ve ardından bu direnç ve çekim oyununda neler olduğunu izlemesi fikri beni her zaman içine çekmiştir. Son birkaç yıldır odaklandığım üç şey mizah, şiir ve müzik.
Simon Critchley


Okul ve Kapitalizmin İçe Yansıtılması Olarak Eğitim
Hırvat-Avusturyalı katolik bir rahip olan Ivan Illich (1926-2002), başta eğitim, tıp, iş hayatı olmak üzere, hayatın temel alanlarında Batı kültürüne çok sert eleştiriler getiren bir düşünürdü. Jean-Marie Domenech ile “Un certain regard” programı için 19 Mart 1972 tarihininde yaptığı sohbette, elle tutulur olmayan malların kapitalizminden, eğitimin ve bilginin metalaşarak birilerinin imtiyazı haline geldiğinden, eğitimin, kapitalizmi içe yansıtmaktan başka bir şey yapmadığınd
Ivan Illich


Ortak Bağışıklığa Doğru
Esposito, Foucault’nun modern iktidarın yaşamı üretme ve düzenleme kapasitesine yaptığı vurguya sadık kalsa da biyopolitikanın yalnızca ölümcüle, dışlayıcı olana veya olumsuza indirgenemeyeceğini savunur. “Amaç, Nazi ölüm politikasını tersine çevirecek, yaşam üzerine değil yaşam politikası olarak olumlayıcı bir biyopolitikanın ana hatlarını çizmektir.”
Balkır Uysal


Travma İle Baş Etmenin Kolektif Oyunları: Wes Anderson'dan Asteroit Şehir
Wes Anderson'ın filmleri bizi iyi kurulmuş bir rüya aracılığıyla kendi rüyalarımıza güvenmeye, kendimizi rüyalarımıza bırakmaya davet eder. Üstelik, rüyayı övdüğü ve rüyada kalmayı önerdiği için değil; nasılı bize bırakılmış ucu belirsiz uyanmalar için.
Süreyyya Evren


Bir Metro Haritası Olarak Tractatus
Gál'ın Tractatus'unun yirmi yedi bölümü Burger'ınkinden hem daha iyimser hem de soyut, daha kompakt ve kapsam olarak daha geniştir ve tüm bu açılardan adını aldığı esere daha yakındır.
Ryan Ruby


Mimesisin Kurbanları: Ya Kelime Şeyi Resmetmeye Borçlu Değilse?
... yalnız Narkissus değil, edebiyat tarihinin bütün “kolay inanan çocukları” imgenin gündelik hayatı dönüştüren ve yavanlıktan, sıkıcılıktan kurtaran cazibesinin peşinden gitmeyi seçtiler.
Aslı Güneş


''Biz, Halk'': Toplanma Özgürlüğü Üzerine Düşünceler
“Biz” olan halk kendini temsil etmekten daha başka bir şey yapar, kendini halk olarak kurar; bu kendini yaratma ya da kendini kurma eylemi herhangi bir temsil biçimiyle aynı şey değildir.
Judith Butler


Sinemada Bakış: Lacan’ın “le regard” (gaze) kavramı ve bakma/görme’den (look, vision) farkı
Jean-Luc Godard 1968'de anlatıya son verdiğini ilan etti. Ona göre anlatı, seyirciler için ideolojik bir tuzaktan başka bir şey değildi, sonraki kariyeri de, görüntülerin radikal bir şekilde yan yana getirilmesi uğruna anlatının terk edilmesinin bir kroniği olmuştur, ancak Hollywood’un, hevesli seyircileri, bakışa ideolojik ihanetinin tuzağına çekmek için kullandığı fantazmatik anlatı mutlaka ideolojik değildir. Fantazmatik anlatı sinemanın politik savaş alanıdır.
Todd McGowan


Aşkınsal Edebiyat ve Aptallık Problemi
Aptallık, düşüncenin bir yapısı olarak henüz düşünemiyor olmaktır. Bu anlamıyla aptallık düşüncenin krizine işaret etmektedir. Çünkü düşüncenin ufku yerleşik değerlerce belirlenmiş ve böylece fark ve yenilik düşünülemez hale gelmiştir.
Emir Can Civelek


Yüz
Bana boşluklarını teşhir ederek arsızca bakabilirler, sanki ardında bu boşluğu tanıyan ve onu nüfuz edilemez bir gizlenme yeri olarak kullanan uçurumsu bir başka göz varmışçasına; ya da hayasızca, hiç çekinmeden, bakışlarımızın boşluğunda aşkın ve sözün geçmesine müsaade ederek.
Giorgio Agamben


Hermenötiğe Çok Kısa Bir Giriş
Hermeneutics: A Very Short Introduction kitabının yazarı Jens Zimmerman herkesin hermenötik hakkında bilmesi gereken 10 şeyi anlatıyor.
Jens Zimmerman


Şaban'dan Şarlo'ya Slapstick Jestleri
Bakhtin sayesinde, Karnavalın kast zaruretinin yarattığı gerilimi azaltmaya dair sosyal, psikolojik işlevleri olduğunu, doğru kullanılırsa bu ters-yüz etmenin ideolojiyi yeniden üretme ya da güncelleme bağlamında kullanışlı bir aparata dönüştüğü açıktır.
H. Murat Karakütük


Yaratıcı Muhbirlik Atölyesi
(...) tüm bu örnekler edebiyat ile istihbaratın ne kolay kesişebildiğini; ömrünü sözcüklere ve anlam dünyasına vakfetmiş gibi görünen insanların (...) bürokratik paranoyaların tezgâhında dokunmuş “öteki”ler karşısındaki samimiyet ve dürüstlük taklitlerinin ne denli sahte olduğunu gösteriyor.
Utku Özmakas


Milan Kundera ile Söyleşi
''Rus işgalinden sonra, benden herhangi bir şey yayınlamak, oynamak mutlak surette yasaklandı. İşten atıldım, artık neredeyse var değildim, (...) o dönem taksi şoförlüğü bile yapamıyordum; yapmak istesem, reddediliyordum.''
Punctum Dergi


(Seferî) Mizahın Politikası Üzerine: Die Partei, Filistin ve Critchley
Critchley’ye göre doğru mizahın iyileştirici olması beklenir, hiciv başka bir dünyanın var olabileceğine dair dönüştürücü etkinin keşfedilmesine katkı sağlamalıdır. Komedyen herkesin yabancılaştığı şeydeki kanıksanan kısmı ve olağandışı kılınanın olağanlaştırılmasını risk alarak esprileştirdiğinde bizi toplumsal yapıdaki çarpıklıkla yüzleştirir, kendimize itiraf edemediğimiz gerçekleri gülünç bulmaya ve dönüşmeye başlarız...
Yağız Alp Tangün


Linguistik Kolonizasyon: Kürd Filmlerinde Dilin Kullanımları
Türkçenin yanı sıra Kürdçe de “kekeleyen”, “inleyen”, “gevelenen” bir sese dönüşmektedir Kürd filmlerinde. Türkçe Kürdlerin anadili olmadığı için; Kürdçe de sömürgenin “standardize” olmamış, asimile edilmiş, zayıf bırakılmış dili olduğu için film kişileri her iki dilde de yersizyurtsuz gibidir.
Sebahattin Şen


Bir Hatırlama Deneyimi: Annie Ernaux, Edebiyat ve ''Super-8 Yılları''
2022 yılında kazandığı Nobel Edebiyat Ödülü için yaptığı konuşmada, ona titremeden konuşabilme cesaretini verecek cümleden bahsederken o cümlenin çok uzaklarda olmadığından, onu yıllar önce günlüğüne yazdığından söz ediyor, Ernaux: “Halkımın intikamını almak için yazacağım.”
Sezen Sayınalp


Sahtekârlıktan Kalpazanlığa: Suçun Üniversite Haliyle Yüzleşme
Bilimsel bilginin, niteliğinden soyutlanarak niceliğe indirgendiği ve bunun bir üretim fetişizmi olarak çalışanlara önce dayatıldığı sonra benimsetildiği bir işletmede “publish or perish” ilkesi hayatta kalmanın anahtarı haline gelir.
Yağız Alp Tangün


Ateşböceklerinin Ortadan Kayboluşu
''Ortadan kaybolan ateşböcekleri değil, görme arzusudur, umut ilkesidir, yeni ateşböcekleri arama kabiliyetidir. Olan sadece, bir avuç ateşböceğinin mücadele gücünden fışkıran diyalektik vizyonun yerini diyalektik olmayan bir umutsuzluğa bırakmasıdır. Oysa meydan bu kadar kolayca totaliter makineye bırakılamaz.''
Pier Paolo Pasolini


Kentin Konuşma Rejimi Olarak Felsefe
Vernant’ın tarzı, Yunan’ı çağdaş dünya topluluklarına benzeten okumaları zayıflatır. Felsefe tarihi içinde en aşina bulunan kolektife, yabancılığını ve dolayısıyla biricikliğini iade eder.
Özgür Toker
bottom of page