Robert Darnton Nereden Okuyor?

Bartu Şanlı


... eleştirinin acımasız mızrağından önce, yirminci yüzyılın belgeyi -görece- şüphelileştiren yaklaşımlarına karşı Darnton’ın ısrarla arşivden yola çıkarak okurlarını derin bir labirente soktuğundan söz etmek gerekir.


08/22 | Kitap

 

1848 Paris'i, Gazete Pazarı


Kavramlar, çeşitli araçlarla perde arkasına saklanan olguların karşısına çıkarken neden kapsayıcılıktan körlüğe doğru giden bu yolun kara mürekkebine batmaktan kaçamaz? Daraltılan anlam kümelerinin felsefi cephaneliğinden çıkartılan bir reçete olarak kavramın kendisini tarihselleştirmek ve mümkün olduğunca kristalleştirerek tekilleştirmek felsefenin “aşağıdan bakış”ını mümkün kılar. İnceltilmiş bu yöntem, kavramın bulunduğu mekândaki huzursuzluğunu fark eder ve sondan bir önceki âna gelmeden bütün süreci geriye sararken [retrospective] kavrama ihanet etmemenin patikası sınırda belirir. Dur durak bilmeyen [kavram üretmeye yönelik] bu enflasyonun karşısında kavrama sadık kalmanın tek yolu, onu, mucitlerinin işlevlerinden özel hayatlarına varana dek inceleyerek arşivlerde dirsek çürütmekten ibaret midir? Şüphesiz böyle bir varsayımla hareket etmek, her an şekil değiştiren ve herhangi bir olumsuzlama esnasında dahi ‘gerçek’ ifadesine sadece teorik olarak yaklaşmaya alışkanlık kazanmış çağdaş olanın geçiciliğini ele geçirmenin kolaylığını alttan alta hisseder.


Büyük anlatıların bugün korkutucu hikâyeler bütünü işlevi görmesinin altındaki motivasyon nedir? Miadını doldurduğu düşünülen bir tarihsel aşamanın atladığı eşiğin sevinci mi yoksa karşılaşma alanlarının, çatışma sathının ortadan kaybolmasıyla artık ‘gerçek’e oligarşik ve neoliberal müdahalelerin rakipsizleşmesi mi? Bunlarla sınırlı kalmak zorunda hissetmeyen / bunu tercih etmeyen kimseler ikisinin arasına ve dışına taşan etkinlikler yoluyla duvarı delmeye devam ediyor. Anlatıların sebatkâr yolcuları, yirminci yüzyılın kendilerine sunduklarıyla orman kasabasında yaşamayacaklarından dolayı kavramların kökenine başvuruyor değiller. Kavramların ve anlatıların, ortaya çıktıkları günden itibaren çeşitli grupların, kurumların, devletlerin vb tekeline alınmış olması bazen insanların kavramları çağırmasıyla değil kavramların hoş kokulu rayihasına kapılmadan onlara sadık kalınmasıyla da sonuçlanabilir; özellikle Robert Darnton gibi gözünüz Aydınlanma’dan başka bir şey görmüyorsa. Yine de eleştirinin acımasız mızrağından önce, yirminci yüzyılın belgeyi -görece- şüphelileştiren yaklaşımlarına karşı Darnton’ın ısrarla arşivden yola çıkarak okurlarını derin bir labirente soktuğundan söz etmek gerekir.


Ağacın Altındaki Siyaset


Darnton’ın ilgi alanlarının pek çoğu -belki de hepsi- on sekizinci yüzyıl Fransa’sıyla ilişkilidir: Avrupa’da korkuyu yok edeceği inancıyla yükselen Aydınlanma, bütün devrimlerin zorunlu atıf kaynağı Fransız Devrimi ve ayrıntılarla dolu arşiv belgeleri. Bunların dışında Darnton’ı biçimci bir şemayla ifade etmek gerekirse, çalışmalarının zihniyetlerle [mentalities] ilgilendiğini, büyük çerçevelerin içindeki ayrıntılara odaklandığını ve sarayın çevresinde sadece “aşağıdan tarih” kıstasları çerçevesinde dolaştığını söylemek gerekiyor. [1]



Darnton, Türkçe’ye Utku Özmakas tarafından çevrilen en son kitabı George Washington’ın Takma Dişleri’nde [2] her zamanki gibi on sekizinci yüzyılın köşelerde kalmış, ilgi gösterilmemiş belgelerini anlatı haline getirir. Aydınlanmaya yönelik post-modernist eleştirilere karşı kavrama geri dönmeyi çağıran, Devrim’e yarım yüzyıl uzakta bilginin dolaşımını kütüphaneler yardımıyla çözen, insanı harekete geçiren duyguları on sekizinci yüzyılın filozoflarıyla birlikte düşünen ve tarihçilik mesleğinin küçük hilelerini yer yer açık eden mesafe sever bir kitap.


Bir gerçeklik olarak haber (tarihyazımı için “olgu”) ile onun anlatı haline getirilmesi arasındaki bağlantının içine yerleştirilmiş gizem ve Darnton’ın sınırladığı tarih (1750) düşünüldüğünde politik simgeler ne anlama gelir?

Kavram, yekpareliğinin bedelini kendisini süreksizlik olarak algılamamasıyla öder. Böylece tarihsel gelişim çizgisinde bir arada bulunan pek çok zıt veya eşdeğer kümelenme su yüzüne çıkar. Darnton, ise kitabın en uzun makalesini enformasyon üzerine inşa ediyor. Ses uyumu açısından “çağırma” metaforunu hatırlamanın tam sırasıdır: Enformasyon beraberinde iletişim, haber ve kamuoyu gibi ekonomi-politiğin ve toplumun istisnasız mutlakiyet örüntüsü içine hapsolur, ancak Darnton kavramın çağırılışına kulak asmaz, burada hatırlanması gereken sadece kendi meftunluğudur. Bununla beraber haber ve bilgi ifadelerinin içine meta-tarih yöntemini yerleştirdiği bilgisiyle hareket etmek, her çağın kendisine özgü bir bilgi yarattığını ifade eden Darnton’ın kavramlara nasıl yaklaştığına dair bir ipucu olabilir. Anlatı (hikâye de denilebilir) ve tarihin yazılış biçimleri arasındaki mübadeleyle birlikte gerçekliğin yönü değişmiştir artık; özellikle tarihyazımının. Böylece bilgi biçimi açısından tarih belgesine ve haberin kaynağına dair aynı soru sorulabilir: Bir gerçeklik olarak haber (tarihyazımı için “olgu”) ile onun anlatı haline getirilmesi arasındaki bağlantının içine yerleştirilmiş gizem ve Darnton’ın sınırladığı tarih (1750) düşünüldüğünde politik simgeler ne anlama gelir? Bu sorunun kendisi Darnton’ın tercih etmediği siyaset tanımlarına yönelik değildir; aksine toplumun hangi bilgiyi haber olarak adlandıracağına ve gündelik yaşamın tabakaları arasındaki bağlantının örüntüsüne dairdir.


Erken modern dönemde Paris’te yaşamın deneyimlenme biçimini kitle iletişim araçlarının değil, bir ağacın altındaki ayaklı gazetelerin [nouvellistes] belirlediğini ifade etmek gerekir. Bilginin toplumsallaşması, on sekizinci yüzyılın ikinci çeyreğinde, kendisini kategorik muhakemeye dönüşmeden gösterir. Kralın siyasetindeki dönüşüm, sokak ve caddelerin ritmini belirler. Siyasetin, kral ve çevresinin coğrafi ve geleneksel yönetim şekillerinden (böylece kralın ikinci bedeni olan siyasetin mitik ölümsüzlük iksirinden) ibaret olmaktan çok, sayısız ayaklı gazete tarafından sözlü kültürün olanaklarıyla her sokak başında dönüştürüldüğü ortaya çıkar: “Halk [public], kendisiyle ilgili meselelere meraklıydı ve hükümetin idaresinde söz sahibi olmamasına rağmen siyasette yeni bir güç, yeni kamuoyu [public opinion] olduğunun farkındaydı.” [3]



Kıtayla Sınırlanmış Duygu


Evrensel mutluluk fikrinin, kapitalizmin devamlılığı fikrini güçlü bir biçimde sürdürmeye kararlı gözüken Amerika’nın derinlerinde yattığını ifade etmek reel gerçekliğin iflası mıdır? Darnton, mutluluğun tarihine bakarak Aydınlanma’yı ayrı bir noktada konumlandırmadan evvel bir kıtayı ön plana çıkarır: “Mutluluk fikri, Amerikan kültürünün o kadar derinlerine işlemiştir ki, bazen göze görünmez olur.” [4] Darnton, “Mutluluk Arayışı: Voltaire ve Jefferson” makalesinde, mutluluğun tarihçesine kısaca değinerek Aydınlanmaya geçiş yapar; bir başka ifadeyle mutluluğun yeniden doğuşuna. Alman filozof Immanuel Kant’ın (1724-1804) Aydınlanma formülü olan “ergin olmama durumundan kurtulma”nın on sekizinci yüzyıl Fransa’sında mutlulukla özel bir ilişkisi vardır. Aydınlanmacılar, mutluluğu geçmişin değerlerine ve kurumlarına, kısacası kendilerini esaret altında bırakanlara karşı yeniden icat etmiştir. Aydınlanmacı mutluluk, bireylerin bu formülle kişisel mutluluklarını yaratacaklarını iddia eder. Bir yüzyıl sonra da doğa-toplum arasındaki çatışma patlayarak mutluluğun toplumsal ve bireysel çatışması gün yüzüne çıkar. Kendi içerisindeki çatışmalarıyla birlikte ‘mutluluk’ nasıl Amerika kıtasından sağ çıkar?


Darnton, Voltaire’in Candide eserini ulaşılacak bir nokta, geçilmesi ve varılması gereken bir uğrak, ütopik mekân olarak yorumlar: “Candide’in ütopik Eldorado toplumunun sakinlerinin ilk göze çarpan özellikleri “aşırı nezaketleri”ydi.” [5] Ütopyanın temel noktası, Aydınlanmanın mutluluk ilkelerinin karşılığını aldığı ve toplumda karşılık bulan rasyonellik: “Voltaire’e göre, Eski Rejim’in kültürel sistemi bir güç sisteminin gölgesi altında kalmıştı ve nazik [polite] toplum kodu, aydınlanmış bir mutlakiyetçilik sistemine aitti.” [6] Ancak ütopyadaki yerleşim, Voltaire’in Fransa’nın doğu sınırındaki evi gibi “Paris’ten ve siyasetten uzak bir yerde inşa edilmiştir” ve kendi apolitikliği bütün metne sirayet etmiş gözükmektedir. Darnton’ın, Voltaire’in özdeşlik hilesinin getirdiklerine karşı bütün biyografik bilgisini yer yer sadece bildirme haberleriyle gerçekleştirdiği görülmektedir: “Gün geçtikçe daha çok mutsuzluk ve -hatta daha da fenası- kötülükle karşı karşıya buldu kendisini.” [7] Siyasetin dönüştürücü pratiğini sadece Ansiklopedi geleneğinin yıllar sonra başa gelişinde görmek, onun sirayet edebileceği noktaları ıskalayabilir. Bu açıdan siyasetin kontrol edileceği ve dönüştürüleceği noktaları belirlememek, onun ele geçirmesi ve söz hakkının “bahçe” ile sınırlılığına sözde olanak tanır. Darnton’ın gerek üzerinde durduğu konularda gerek kendi üslubundaki “nezaket”te, kavramları neden “çağırma” metaforundan yoksun bıraktığına dair bir işaret bulunabilir. [8]


Şüphesiz Amerika’ya Voltaire’den daha yakındır Jefferson; özellikle coğrafi olarak. Herhangi bir mutluluk şemasında Jefferson’ın konumu da daha çağdaş kalır. Jefferson, tütün tarlalarını, Georgia tarzı malikâneleri, Episkopal kiliselerini, eyalet mahkemelerini, tavernaları, at yarışlarını ve köleliği kapsayan bir dünyadaki Virginialı çiftçilerden birisiydi. Darnton’ın buradaki sorusu da kitapta nadir karşılaşılan çağdaş bir soruna tekabül eder: “Peki Virginialılar, teorik manifestolar kaleme almadıkları daha sıradan anlarda gerçekliği nasıl tanımlıyorlardı?” [9] Jefferson’ın ütopyayı andıran satırlarını uzunca alıntıladıktan sonra Darnton, çağdaş gerçekliğe biraz daha sabretmiş gibi gözükmektedir: “[Bu satırlar,] Amerikan yaşam tarzının bir örneği; ama Madison Caddesi’nin ve Wall Street’in Amerika’sından ziyade Horatius ve Vergilius’a daha yakın bir Amerika’nın.” [10]



Darnton yazınını reel durumdan uzak tutmasına rağmen, yazarın ilgilendiği alanların bugünün çıkış noktalarına isabet ettiğini ifade etmek gerekir; her ne kadar Aydınlanma adına her şeyi gömmeye kararlı gözükse de. Arşivin ve belgenin kapsayıcılığının erişemeyeceği noktalar da mevcuttur. Aydınlanmadan yola çıkılarak mutluluğun ulaştığı noktalardan örnek verir Darnton: “Masaj salonları kurmak, doğum kontrol hapları satmak ve afyon tüttürmek” [11]… En başta, Aydınlanma ve mutluluğun ulaştığı sonuçlardan birinin toplumsal ve bireysel olanın çatışması olduğu ifade edilmişti; ancak, burada Aydınlanma geleneğinin mirasıyla gelişen düşünceler, olaylar ve gelişmeler yerine üç tekil olay örnek verilmektedir. Ayrıca özgürlük, bireysellik vb olguların -kavramların değil- hazırlığıyla bilinen Fransız Aydınlanması tarihi, uzmanı tarafından dar alana sıkıştırılmıştır. Oysa, Aydınlanma ve mutluluk ne sadece “bahçe”nin içindeki romantik tarihsel romanları andıran manzaraya sığar ne de geriye dönmeniz durumunda kapitalizmin kökenlerini yok etmeye olanak tanır. Ütopyanın çağırılışında boş zaman imkânı, hayvana geri dönüş, reel gerçeklik içerisindeki alternatiflerin az oluşu gibi çağdaş problemler de içerilmektedir. Hiçbirisi kapitalizmden azade değildir; hepsi bizatihi çatışma anının içinden çıkmıştır.


Eric Hobsbawm (1917-2012) meşhur üçlemesinin ilki olan Devrim Çağı’na şöyle başlar: “Sözcükler, çoğu zaman belgelerden daha güçlü tanıklardır.” [12] Hobsbawm, bunu dile getirmemiş olsa bile üçlemesinin isimleri belgelerin eğlenceli hikâyelerinden daha fazla etkilemişti tarihi. Çünkü kullandığı kavramlar, gerçeklikle ilişkili ve birlikte dönüşen bir özdeşlikte kendilerine yer bulmuştu. Darnton’ın bazen hoyrat bir şekilde ortaya attığı ve arkasını belgelerle donattığı kavramların beraberinde getirdiklerine hiç kulak asmaması Paul de Man’dan aşina olunan bir körlük değil; en azından içgörüden körlüğe giden dolambaçlı köprüden, öyle anlaşılmamakta. Louis Althusser’nin Gelecek Uzun Sürer’de ifade ettiği gibi:“Bir kavram sokağa atılan köpek gibi bırakılamaz!” [13]

 

[1] Marek Tamm, Interview with Robert Darnton, Eurozine, 2004, son görüntülenme tarihi: 08.04.2022.

[2] Robert Darnton, George Washington’ın Takma Dişleri, çev. Utku Özmakas, Zoomkitap, 207 s. 2022.

[3] a.g.e. s.51

[4] a.g.e. s.111

[5] a.g.e. s.116

[6] a.g.e. s.116

[7] a.g.e. s.115

[8] Ayrıca, Darnton’ın erken modern Fransız düşüncesiyle bu kadar içli dışlı olmasına rağmen Bernard de Mandeville’in (1670-1733) 1714’te yayımlanan eseri The Fable of the Bees: or, Private Vices, Public Benefits’den söz etmez. İlerlemenin sonsuz güvenle taçlandığı Aydınlanma içerisindeki farklı seslerden olan Mandeville, bu siyasi hiciv metninde özdeşliği parçalar ve burjuvanın doğuşundaki unsurun erdem değil; kötülük olduğunu savunur. Sanırız, Darnton’ın “nezaketi” evrensel değildir.

[9] a.g.e. s.121

[10] a.g.e. s.121

[11] a.g.e. s.123

[12] Eric Hobsbawm, Devrim Çağı 1789-1848, çev. Bahadır Sina Şener, Dost Kitabevi Yayınları, 2019, s.9.

[13] Louis Althusser, Gelecek Uzun Sürer, çev. İsmet Birkan, BilgeSu Yayınları, s.372.