Antik Yunan’da Delilik: Kırık Bir Pranganın Anlattıkları
- 2 gün önce
- 12 dakikada okunur
Balkır Uysal
Vaughan’ın deliliği kültürel, dini, toplumsal, mitolojik ve hukuki yönleriyle incelediği bu müstesna çalışması, Antik Yunan’da deliliğin mutlak surette “kutsallık” ve “ilahi ilham” ile özdeşleştirildiğine dair yaygın romantik klişenin ya da Hippokrates etrafında dönen tartışmaların dışına çıkmıştır.
07/26 | Kitap

En büyük lütuflar bize delilik yoluyla gelir.
Yeter ki o, tanrıların bir armağanı olarak gönderilmiş olsun.
Platon, Phaidros, 244a
Deliliğin tarihinden bahsedildiğinde Michel Foucault’nun Deliliğin Tarihi (Folie et Déraison. Histoire de la Folie à l’Âge Classique) olarak anılan eseri referans verilmeden geçilmez. Foucault böyle bir tarihi yazmak gibi derdi olmadığını önsözde ifade etse de eserinin bu kısaltılmış adı bile “deliliğin bir tarihi olabilir mi” sorusunu gündeme getirmesi açısından tek başına radikal bir etki sunmuştur.
“Eğer deliliğin bir tarihi yazılacaksa, bunun ancak onu inceleme nesnesi konumuna getiren tıbbın ve psikiyatrinin tarihi ile mümkün olacağı yönündeki inanç alanda baskın olurken elbette tıp alanı dışında da konu hakkında kalem oynatan bir çok çalışma mevcuttur. Öte yandan, kendi tarihine oldukça düşkün görünen psikiyatri de kurumsallaşma sürecine tekabül eden bu zaman diliminde tarihyazımına ilişkin temel bir tartışmayı kendi içinde yaşar. Antik hekimlik bilgisi ve pratikleri ile modern psikiyatri arasında çizgisel ve birikimli bir irtibat mı yoksa kopuş mu olduğu sorunu söz konusudur.” (1)
Mesele tam da tarihyazımına ilişkin epistemolojik tartışmalarla ilişkilidir. Özellikle tarihçilerin bu konuda çeşitli biçimlerde tıbbi paradigmanın etkisinde kalmaları (öyle olmadıklarını iddia edenleri de dâhil etmekte beis yok) sebebiyle Antik Yunan’da deliliğin serüveni belirli kalıpların ya da klişelerin ötesinde incelenememiştir. Szasz’ın çok daha sert sözlerle “psikiyatrik propaganda” (2) olarak nitelediği geleneksel tıp/psikiyatri tarihçiliği kadar, yirmi birinci yüzyıl çalışmalarında da Antik Yunan’da delilik olgusuna onu tamamen kutsallık ya da doğaüstü güçlerle ile ilişkilendiren bir kestirim ya da Hippokrates öncesi ve sonrası olarak keskin bir dönemleştirme ile yaklaşılır.

Oysa hem 1970’lerdeki hem de 2000’ler sonrası tartışmalardan çok daha önce Agnes Carr Vaughan’ın Antik Yunan Düşünce ve Geleneğinde Delilik (Madness in Greek Thought and Custom) (3) adlı Michigan Üniversitesi’nde tamamladığı doktora tezi Antik Yunan’da delilik olgusunu bilhassa “sosyolojik bir araştırma” niteliğinde ele alması bakımından oldukça önemlidir. Ancak 1919’daki baskısından sonra ciddi bir baskısı olmadığı gibi 1970’lere kadar bahsi neredeyse hiç geçmez. Aradaki boşluk (ki hâlâ açık olduğu iddia edilebilir) “modern tanı kriterleri ve tedavi yöntemleriyle kurumsallaşmış bir psikiyatrinin dışında delilikten bahsetmenin, modernlik öncesi bir tarihe veya edebi bir metne odaklanmak dışında” (4) karşılıksız kalışı ya da bırakılışı sebebiyledir.
Âdeta kütüphanenin tozlu raflarından çıkarılan Vaughan’ın bu çalışması, deliliği önceki araştırmalardan farklı olarak, klasik filoloji, kültürel antropoloji ve sosyoloji disiplinlerinin kesişim kümesinde tartışırken iyi bir tez metodolojisine de sahiptir. Vaughan elinde bir tıp tarihi cetveliyle meseleye yaklaşmaz. Dinsel ritüellerden mülkiyet hukukuna kadar geniş bir yelpazede konuyu incelerken, Dravid kabilelerinden Modern Yunanistan’a kadar halk inanışlarını da karşılaştırmalı bir biçimde ele alır.
Esasında Antik Yunan’da delilik mefhumuna dair yazılanların birçoğu Homeros destanları ve tragedyalara dayanır. Dodds’un 1951 tarihli, yani dönemi itibariyle istisna sayılabilecek The Greeks and the Irrational (Yunanlar ve Akıldışı) çalışmasında belirttiği üzere “Homeros’ta, akıldışı ve açıklanamaz davranışların atē’ye atfedildiği ya da aynı kökten türeyen aasasthai fiiliyle betimlendiği, ancak tanrısal bir müdahaleye açıkça gönderme yapılmayan birçok pasaj bulunmaktadır. Bununla birlikte, Homeros’ta atē kendi başına kişisel bir fail değildir. İlyada’nın kimi dizelerinde atē’den kişileştirilmiş bir varlık gibi söz edilse de bunlar açıkça alegorik anlatımlardır. (...) Dolayısıyla, tüm delilik türlerinde olduğu gibi, bu durum da fizyolojik ya da psikolojik nedenlere değil, dışsal bir demonik etkiye atfedilir.” (5) Bununla birlikte kutsallık bahsinin sadece delilik ile değil hemen her şeyle ilişkili olduğu da açıktır. Thomée’nin dediği gibi “Eski Yunanlar nedenini bulamadıkları tüm hastalıklara ilahi bir güç atfediyorlardı.” (6) Ancak Hippokrates tıbbının ortaya çıkışıyla deliliğe dair halk inanışlarının tümüyle değiştiğinden de bahsedemeyiz. Hatta eski büyüsel-dinsel katharsis, zamanla dinsel bağlamından ayrılarak Hippokratesçi hekimlerin uyguladığı bedensel tedaviyi tamamlayıcı bir yöntem olarak kullanılmaya başlanmıştır. (7) İç içe geçen uygulama ve yaklaşımların varlığının yanında bizzat deliliğin ne olduğu da muammalıdır. Aslında Phaidros diyaloğunda iki tür deliliğin olduğu Sokrates’in ağzından söylenir. “İlki insanın maruz kaldığı hastalıklardan doğar, ikincisi ise tanrıların, insanı alışılmış davranış kalıplarından kurtarmasıyla bahşedilen tanrısal bir esrime hâlidir.” (8) Ancak ele geçirilme, cinlenme, musallat olma, kendinden geçme, tanrısal coşkunluk, vecde kapılma ile çıldırma, aklı yitirme, delirme hâllerini birbirinden ayırmanın zorluğu meseleyi muammalı duruma getirir. Ayrıca “sıradan delilik ile kehanet deliliği arasındaki ayrım çizgisini çizmek aslında zordur.” (9) Antik Yunan dünyasında deliliğin sınırlarının belirsizliği, ilahi olanla marazi olanın birbirine karışması ve Hippokratesçi tıbbın halkın büyüsel-dinsel inançlarını bütünüyle silememiş olması gibi sayılabilecek bir çok husus genellikle göz ardı edilmekte ve ortaya doğrusal ve indirgemeci bir aklileşme anlatısı çıkmaktadır.

Yakın dönem çalışmalarından özellikle Roy Porter, Andrew Scull ve Petteri Pietikäinen gibi araştırmacıların eserleri delilik üzerine tarihsel çalışmaların yönünü de belirlemiştir. Ancak bu üç ismin sırasıyla Madness: A Brief History (2002), Madness in Civilization (2015) ve Madness: A History (2015) eserlerinde ilginç bir şekilde Vaughan’ın eserine dipnot olarak bile yer verilmez. Bu çalışmalarda girizgâhta hızlıca değinilen Antik Yunan’da delilik olgusu klişelerin ötesine gidememektedir. Porter, Hippokrates’in kutsal hastalık olarak nitelenen epilepsiyi, basitçe bir beyin hastalığı olarak ortaya koyuşuyla arkaik döneme özgü, ele geçirilme (cinlenme) hakkındaki doğaüstü inançların, Yunan tıbbı tarafından sorgulandığını ve bunlara meydan okunduğunu, dolayısıyla da “Hippokrates tıbbının, epilepsi örneğinden hareketle deliliği doğallaştırdığı ve onu tanrıların katından indirdiğini” (10) söyler. Pietikäinen de benzer şekilde “deliliğin tarihinde Hippokrates tıbbının doğuşunun, natüralist yaklaşımın ötesinde, deliliğin farklı biçimlerinin sınıflandırılmasına öncülük etmesi ve yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesini sağlaması bakımından kritik bir dönüm noktası olduğunu” (11) belirtir. Aynı zamanda bir klişeyi de tekrarlar: “Antik Yunan’da mitostan logosa geçiş, Batı kültürünün en önemli kırılma noktalarından biridir. (...) Dönüşen yalnızca insan anlayışı değildir, delilik anlayışı da değişmiştir. Sokratik ya da Klasik Dönem’de delilik artık tanrısal bir cezanın aracı olarak değil, doğal nedenlerden kaynaklanan bir hastalık olarak kavranmaya başlanmıştır.” (12) Scull da benzer şeyleri tekrar eder. Sosyolog olması hasebiyle tragedyalardaki “delilik tasvirlerinden hareketle halk inançlarına dair savlarda bulunurken temkinli olmak gerektiğini” (13) belirtse de aynı örgüyü o da işler. Bu örneklerde başlık ve alt başlıkların isimleri ve sıralamaları bile ana akım tıp/psikiyatri tarihi paradigmasına yaslanıldığını açık eder.
Vaughan’ın deliliği kültürel, dini, toplumsal, mitolojik ve hukuki yönleriyle incelediği bu müstesna çalışması ise Antik Yunan’da deliliğin mutlak surette “kutsallık” ve “ilahi ilham” ile özdeşleştirildiğine dair yaygın romantik klişenin ya da Hippokrates etrafında dönen tartışmaların dışına çıkmıştır. Eser, erken dönem Yunan inancında tanrısal bir vecd hâli olarak huşû uyandıran kutsal deliliğin, tarihsel süreçte form değiştirmesini ve toplumsal bir trajediye dönüşmesini ortaya koyar. Deliliğin kutsallıktan toplumsal dışlanmışlığa uzanan bu serüvenini somutlaştırırken başvurduğu en önemli dayanak noktalarından biri, hiç kuşkusuz dönemin halk kültüründeki kökenlerine ve belirtilerine dair geliştirilen inançlar ağıdır. Yazarın detaylandırdığı üzere, konu Antik Yunan tasavvurunda mitolojik, kozmik ve bedensel işaretler ile sosyal ilişkilerin iç içe geçtiği karmaşık bir bütün içinde anlamlandırılmıştır.

Delilik, genellikle belirli alametlerle kendini önceden hissettiren bir süreç olarak görülürdü. Vaughan, örneğin Galenos’un koldaki damarlarda gözlemlenecek bir nabız artışını yaklaşan bir zihinsel bozulmanın mutlak işareti saydığını, Artemidoros’un ise rüyada halka açık yerlerde şarkı söylemeyi veya tanrı onuruna thyrsos taşıdığını görmeyi, gelecekteki deliliğin habercisi olarak gördüğünü aktarır. (14) Ancak bu alametlerden kölelerin muaf tutulması, deliliğin statüyle ilişkili farklılıkların olduğunun kanıtıdır. Ruh sağlığı, kozmik döngülerle de ayrılmaz bir bağ içindedir. Manethon’un belirttiği üzere, Ay’ın Mars ile kavuşumu epilepsi ataklarını, Venüs ile Satürn’ün kavuşumu ise tapınak muhafızlarının deliliğini tetikleyen kozmik birer ritmdir. Ekinoks zamanları ve kış başlangıcı, öfkeli karakteriyle bilinen Zeus Maimaktes’in etkisini artırdığı, havanın ve ruhun dengesizleştiği dönemler olarak kodlanmıştır. Ayrıca delilik, çoğu zaman tanrıların bir cezalandırma yöntemiydi. Dionysos, kendisine tapınmayı reddedenleri siyah keçi postlu (melan-aigis) kitonik karakteriyle delirtirken; Hera kıskançlık ve öfke nedeniyle, Apollo ise kehanet yetisinin bir bedeli olarak (Kassandra) bu durumu gönderirdi. (15) Burada temel güdü, tanrının ihmal edilen kültü veya bireyin kibri karşısındaki ilahi intikamdır.
Kozmik döngülerin insan zihni üzerindeki etkisi, doğaya atfedilen gizil güçlerle, özellikle de bitkilerin ve minerallerin hem birer tetikleyici hem de arındırıcı/sağaltıcı bir araç olarak kullanıldığı pratiklerle iç içe geçmiştir. Örneğin bazı bitkilere doğuştan uğursuz nitelikler atfedilmiştir. Özellikle adamotu, banotu, itüzümü, deli bal ve deniz üzümünden yapılan şarabın tüketilmesi doğrudan delilik nedeni sayılmıştır. (16) Öte yandan şifa arayışında bitkilerin (17) sağaltıcı gücünden yararlanılmış, sirke ve zeytinyağında yumuşatılmış hayıt, at rezenesi, şeytanşalgamı, biberiye ve kara kavak yaprakları gibi güçlü kokulu bitkiler, bedene giren kötülüğü kovan ilaçlar olarak kullanılmıştır. (18) Tedavi ve teşhis pratiklerinde taşların (19) rolü ise çok daha mistik ve ritüelistik bir boyuta ulaşır. Örneğin, yandığında katrana benzer bir koku yayan oltu taşının kokusuna dayanamayıp yere düşmek, kişide gizlenen epilepsinin kesin bir kanıtı olarak görülmüş ve bu yöntem köle tüccarları tarafından satın alacakları kişileri test etmek için kullanılmıştır. Aynı zamanda taşlar, hastayı kötü ruhlardan koruyan muskalar olarak doğrudan bedene temas edecek şekilde taşınmıştır. Yavru bir serçenin midesinden çıkarılıp yere değdirilmeden dana veya geyik derisine sarılan kırlangıç taşı (lapis chelidonius) (20), delinip eşek kılıyla sol kola bağlanan krizolit (zebercet taşı) (21) veya şaraba bağlı deliliklerde boyna asılan topaz taşı (22) bu ritüelistik nesnelerdendir. Ayrıca toz hâline getirilip suya karıştırılan topaz taşı, ay taşı (lithos selênitês) ve çocuklardaki hastalıklar için kullanılan lithos assois gibi taşların döküntüleri doğrudan tıbbi bir çare olarak da uygulanmıştır. Son olarak, Yunan coğrafyasında belirli kutsal taşların, namı diğer katartik taşların arındırıcı ve iyileştirici gücüne inanılırdı. Delphoi’deki göbek taşı (omphalos), Orestes’in delilikten kurtulmak için üzerine oturduğu Zeus'un Kappotas taşı veya Athena’nın cinnet geçiren Herakles’i iyileştirmek için fırlattığına inanılan Thebai’deki ayıltma taşı (lithos sôphronistêr) gibi kutsal taşlarla kurulan fiziksel temasın, karanlık güçlerin lanetini bedenden söküp aldığı düşünülmüştür. (23)

Halk inanışlarında sağaltıma yönelik bu arayışlara karşın, hukukun meseleye yaklaşımı bütünüyle soğuk ve pragmatik bir zemine oturmaktaydı. Devlet yönetimi akli dengesini yitirmiş bireyin bakımını sağlamakla ilgilenmemiştir. Yasal düzenlemeler ise daha çok deliliğin devlete, mülkiyet haklarına, aile soyuna ve ticari düzene verebileceği zararları bertaraf etme amacı gütmüştür. Bu bağlamda deliliğin hukuki çerçevesi, cezai sorumluluk, mülkiyet yönetimi (dikê paranoias), vasiyet hakkı ve köle ticareti gibi belirli alanlarla sınırlı kalmıştır. (24) Vaughan deliren kölelerin durumuyla ilgili söylediği ifadeler hem yasanın mantığını hem de toplumun bakışını oldukça çarpıcı bir şekilde yansıtır: “Atinalı, büyütmek istemediği bebeğini bile pazara çıkarma hakkına sahip iken, kullanışlılığı ortadan kalkmış bir mal için daha merhametli olur muydu?” (25) Ancak sadece deli köleler değil, Atina’da birçok korumasız deli, mahkeme heyetinin bile elinde acı çekmiş olmalıydı. (26)
Tüm bu tarihsel serüvenin belki de en çarpıcı metaforu, Chicago Güzel Sanatlar Enstitüsü’nde sergilenen o meşhur kırmızı figürlü vazoda (celebe) gizlidir. Eserin merkezinde, bedeni neredeyse tamamen çelenkler ve kutsallığı ya da kurbansallığı simgeleyen yünlü şeritlerle sarmalanmış gizemli bir erkek figürü yer alır. Figürün bir elinde tehditkâr biçimde havaya kalkmış bir kılıç, diğer elinde ise tanrısal bir gücün sembolü olan yıldırım motifi bulunmaktadır. Sağ bacağını ve sol kolunu saran koruyucu zırhlar ile dizçeklerin yanı sıra, kompozisyondaki asıl dramatik kırılma noktası sol ayak bileğini çevreleyen ve halkası hâlâ üzerinde duran kırık bir prangadır. Bedenin büründüğü bu tekinsiz ve isyankâr duruş, izleyicisine hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde saf bir taşkınlık ve delilik durumunu haykırır. Uzmanlar bu görkemli tasvirin sırrını çözmek için çeşitli mitolojik açıklamalar getirmiştir. Ancak yazarın buradan çıkardığı en çarpıcı yorum, kompozisyonun mitolojik bir anlatıdan ibaret olmadığıdır. (27) Yün şeritlerin gelecekteki kanlı bir adanmışlığa, kırık pranganın ise acımasız bir esarete işaret ettiği bu sahne, aslında toplumun günah keçisi olarak seçtiği, tanrılara kurban edilmek üzere zincirlenmişken son bir hamleyle bağlarını koparıp kaçan bir delinin feryadını taşımaktadır.

Tanrıların zihinlerine doğrudan temas etmesinden dolayı delilere atfedilen kutsallık onu sıradan insanlardan ayırmakta, onu ilahi güçlerle doğrudan irtibatlı bir varlık konumuna yükseltmekteydi. Agamben’in Benveniste’ye atıfla belirttiği gibi “kurbanı kutsal kılmak için onu yaşayanlar dünyasından ayırmak gerekirdi.” (28) Kurban üzerine yapılan tüm çalışmaların, ama daha da önemlisi antik hukuksal bir figür olan homo sacer’in öğrettiği gibi, kutsallaştırma (sacralizzazione) yaşamın korunması ve ölümün üretilmesi arasında ayırt edilemezlik/belirsizlik eşiğini aşması gerekir. (29) Bu noktada toplum, kendi içindeki bitmek bilmeyen karşılıklı şiddet ve intikam döngüsünü durdurabilmek için şiddeti, intikamı alınmayacak bir yedek kurbana yani günah keçisine yöneltir ve bu yolla kendi içinde barışı yeniden tesis eder. Günah keçisi mekanizmasının en mühim noktası, kurbanın öldürülmesi veya toplumdan sürülmesinin ardından kitle içindeki tüm düşmanlıkların mucizevi bir şekilde sona ermesi ve barışın sağlanmasıdır. Bu ani rahatlama hâli, kıyımcıların gözünde kurbanın algılanışını tersine çevirir. Başlangıçta felaketin, musibetin ve kirliliğin nedeni olarak görülen günah keçisi, kurban edildikten sonra topluma düzen ve bereket getiren, doğaüstü bir kurtarıcı olarak yüceltilir. (30) Ancak “insanlardan oluşan kurbanların yer aldığı genel listeye bakarsak, yelpaze hiç de türdeş değildir: savaş tutsakları, köleler, çocuklar, evli olmayan ergenler, sakatlar, Yunanlıların pharmakos’u gibi toplum atıkları” (31) Hatta bu kişiler tabir yerindeyse stoklanıyordu. “Atinalılar düzenli olarak, kamu hesabına, aşağı sınıftan yararsız birtakım kişiler beslerdi. Kentte veba, kuraklık ya da kıtlık gibi herhangi bir felaket belirdiğinde, bu toplumdışı insanlardan ikisi günah keçisi olarak kurban edilirdi.” (32) Vaughan’ın da altını çizdiği üzere artık “Antik Yunan’da bir deli, günah keçisi kılığında kurban edilmişse, bunun nedeni deliliğinin onu ilahi güçlerle seçilmiş bir kurban hâline getirmesi değil, toplumun artık işe yaramaz bir üyesi hâline gelmiş olmasıdır.” (33) Demek ki Thargelia festivali gibi arınma ritüellerinde delilerin günah keçisi olarak kullanılmaya devam etmesinin tek nedeni onların artık tanrısal bir lütuf taşımaları değil, toplumun sokakta taşlanan, dışlanmış ve en işe yaramaz üyeleri olmalarıdır. Vaughan’ın sosyolojik analizlerine göre, din etkisini yitirdikçe deli bir dilenci seviyesine, toplumun işe yaramaz ve dışlanmış bir üyesi konumuna indirilmiştir. Ancak delinin kutsallık zırhı altındaki konumu da kurbansallıkla ilişkili olarak yeniden düşünülmelidir.

Nihayetinde, Vaughan’ın sokaklarda alay edilen ve taş yağmuruna tutulan, şiddete meyilli olanların evlere kilitlenip zincirlere vurulduğu ve devletin bakımları için en ufak bir çaba göstermediği delilerin tarihini farklı pencerelerden bakarak bize aktardığı bu çalışma, çevirmen takdiminde ifade edildiği gibi “epeydir tıbbın egemen olduğu bir alana, önceki yüzyılın başında daha tam olarak kapatılamamış bir çatlaktan sızma girişimi” olarak kritik bir referans olarak düşünülebilir.
Notlar
1. Balkır Uysal, 2025. “Delilik ve Psikiyatri: Tarihyazımında Epistemolojik Çatışmalar ve İktidar İlişkileri”, Dört Öge, 27: 29-43, s. 29.
2. Thomas S. Szasz, Deliliğin İmalatı: Engizisyon ve Akıl Sağlığı Hareketi Üzerine Karşılaştırmalı İnceleme. Çev. Gözde Genç, İstanbul: Yerdeniz Yayınları, 2007, s.131. Eserin önsözünde Albert Camus’nun “Yazarın kaçınılmaz görevi tarihi yapanlara değil, tarihin kurbanlarına hizmet etmektir” sözünü epigraf olarak kullanması da eleştirisinin maksadını açıkça ortaya koyar.
3. Agnes Carr Vaughan, Antik Yunan Düşünce ve Geleneğinde Delilik, çev. Balkır Uysal ve Y. Gurur Sev. İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025.
4. Uysal, a.g.e., s. 41.
5. Eric Robertson Dodds, The Greeks and the Irrational, Berkeley: University of California Press, 1951, s.
6. Johann Heinrich Thomée, Historia Insanorum apud Graecos, Bonn, 1830, s. 21.
7. Dodds, a.g.e., s. 80.
8. Plato, Euthyphro, Apology, Crito, Phaedo, Phaedrus, çev. Harold North Fowler, Loeb Classical Library 36, Cambridge, MA: Harvard University Press, 1914, s. 531.
9. Dodds, a.g.e., s. 68. Benzer bir ifadeyi Vaughan’da belirtir: “Yunanların zihninde, sara veya kutsal hastalık ile kahinlerle şairleri ele geçiren taşkınlık arasında bir ayrım yoktu. Dahası, hayvan şekillerine dönüşme, periler tarafından ele geçirilme ve tüm orduları korkutan anlaşılmaz, ani panik hâli de delilik olarak nitelendirilirdi.” (2025, s. 31).
10. Roy Porter, Madness: A Brief History, Oxford: Oxford University Press, 2002, s. 15-16.
11. Petteri Pietikäinen, Madness: A History, Abingdon, Oxon: Routledge, 2015, s. 20.
12. A.g.e., s. 19.
13. Andrew Scull, Madness in Civilization: A Cultural History of Insanity, from the Bible to Freud, from the Madhouse to Modern Medicine, Princeton, NJ: Princeton University Press, 2015, s. 23.
14. Vaughan, a.g.e., s. 23-24.
15. A.g.e., s. 24-26.
16. A.g.e., s. 28-29.
17. Ayinlerde, adamotu, şakayık ve yıldız otu (geceleri yıldız gibi parlayan otlardır bunlar, hastula quae noctis lucet) ayın veya ayla ilişkili çeşitli ruhların neden olduğu hastalıkları tedavi eden ve dolunay sırasında genç kırlangıçların midesinde bulunan ay taşı veya selenit gibi taşlarla birlikte kullanılırdı. Şakayık, öncelikle epilepsinin ve ardından deliliğin tedavisinde öne çıkardı. Kâbusları kovar ve büyülerden korurdu. Maria Amalia D’Aronco, “Le Erbe della Luna,” içinde Un tremore di foglie. Scritti e studi in ricordo di Anna Panicali, yay. haz. Andrea Csillaghy, Antonella Riem Natale, Milena Romero Allué, Roberta De Giorgi, Andrea Del Ben ve Lisa Gasparotto, Udine: Forum, 2011, 403–411.
18. A.g.e., s. 60.
19. Antik dünyada yaygın inanışlar, büyüler, muskalar, özel taşlar üzerine araştırmalarıyla bilinen ve Vaughan’ın tez danışmanı olan Campbell Bonner’ın etkisi eserde hissedilir.
20. Kırlangıç taşı veya sara taşı olarak anılan lapis chelidonius’un kötü güçlere karşı koruma sağlamasının ve sahibine sayısız nitelik kazandırmasının yanı sıra halk hekimliğinde birçok iyileştirici özelliği olduğuna inanılıyordu. Epilepsi, zihinsel bozukluklar ve çeşitli ateşli rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldı. Kırlangıç taşı, varlığı bazı olgusal temellere sahip büyülü taşlara güzel bir örnektir. Antik dönemden erken modern zamanlara taş üzerine detaylı bir inceleme için bkz. Christopher J. Duffin, “Chelidonius: The Swallow Stone,” Folklore, 124, no. 1 (2013): 81–103.
21. Krizolitin gücünü ortaya koymak için, taşın altından bir yuvaya oturtulması gerekirdi, bu şekilde takıldığında gecenin belirsiz korkularını dağıttığına inanılırdı Krizolitin büyüleri yok ettiğine ve kötü ruhları kovduğuna dair inanç, muhtemelen taşın, karanlık güçleri dağıtan güneşle ilişkisinden kaynaklanıyordu. George Frederick Kunz, The Curious Lore of Precious Stones, 7. Baskı, New York: Halcyon House, 1938, s. 67.
22. Topaz taşı, eski zamanlarda tüm sihir ve büyülere karşı tılsımlı olduğuna inanılan bir taştı. Aynı zamanda kâbusları dağıtma, korkaklığı iyileştirme, öfkeyi ve deliliği yatıştırma gücüne de sahipti. Kadimler, Ay’ın gelgitleriyle Topaz taşının güçlerinin arttığını ya da azaldığını düşünürdü. William Thomas Fernie, Precious Stones: For Curative Wear; and Other Remedial Uses: Likewise the Nobler Metals, Bristol: John Wright & Co., 1907, s. 163-165.
23. A.g.e., s. 61-65.
24. Vaughan, a.g.e., s. 73.
25. A.g.e., s. 85.
26. A.g.e., s. 79.
27. A.g.e., s. 38-39.
28. Giorgio Agamben, Homo Sacer: Il potere sovrano e la nuda vita (Torino: Giulio Einaudi Editore, 1995, s. 76.
29. Roberto Esposito, Immunitas: Yaşamın Korunması ve Olumsuzlanması, çev. Balkır Uysal, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025, s. 79.
30. René Girard, Günah Keçisi, çev. Işık Ergüden, İstanbul: Kanat Kitap, 2003, s. 61.
31. René Girard, Şiddet ve Kutsal, çev. Necmiye Alpay, İstanbul: Kanat Kitap, 2003, s. 16.
32. Sir James George Frazer, Altın Dal, Büyü ve Din Üzerine Bir Çalışma, çev. Mehmet H. Doğan, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2004, s. 238.
33. Vaughan, a.g.e., s. 42-43.
Kaynakça
Agamben, G. Homo Sacer: Il potere sovrano e la nuda vita, Torino: Giulio Einaudi Editore, 1995.
D’Aronco, M. A. “Le Erbe della Luna” Un tremore di foglie. Scritti e studi in ricordo di Anna Panicali içinde, Ed. Andrea Csillaghy, Antonella Riem Natale, Milena Romero Allué, Roberta De Giorgi, Andrea Del Ben ve Lisa Gasparotto, Udine: Forum, 2011, 403–411.
Dodds, E. R. The Greeks and the Irrational, Berkeley: University of California Press, 1951.
Duffin, C. J. “Chelidonius: The Swallow Stone,” Folklore, 124, no. 1, 2013, 81–103.
Esposito, R. Immunitas: Yaşamın Korunması ve Olumsuzlanması, çev. Balkır Uysal, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025.
Fernie, W. T. Precious Stones: For Curative Wear; and Other Remedial Uses: Likewise the Nobler Metals, Bristol: John Wright & Co., 1907.
Foucault, M. Deliliğin Tarihi, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, 4. baskı., Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 2006.
Frazer, J. G. Altın Dal, Büyü ve Din Üzerine Bir Çalışma, çev. Mehmet H. Doğan, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2004.
Girard, R. Günah Keçisi, çev. Işık Ergüden, İstanbul: Kanat Kitap, 2003.
Girard, R. Şiddet ve Kutsal, çev. Necmiye Alpay, İstanbul: Kanat Kitap, 2003.
Kunz, G. F. The Curious Lore of Precious Stones, 7. baskı, New York: Halcyon House, 1938.
Pietikäinen, P. Madness: A History, Abingdon, Oxon: Routledge, 2015.
Plato, Euthyphro, Apology, Crito, Phaedo, Phaedrus, çev. Harold North Fowler, Loeb Classical Library 36, Cambridge, MA: Harvard University Press, 1914.
Porter, R. Madness: A Brief History, Oxford: Oxford University Press, 2002.
Scull, A. Madness in Civilization: A Cultural History of Insanity, from the Bible to Freud, from the Madhouse to Modern Medicine, Princeton, NJ: Princeton University Press, 2015. (Türkçe çevirisi: Uygarlık ve Delilik: Kitabı Mukaddes’ten Freud’a, Tımarhaneden Modern Tıbba Akıl Hastalığının Kültürel Tarihi, çev. Nurettin Elhüseyni, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2016)
Szasz, T. S. Deliliğin İmalatı: Engizisyon ve Akıl Sağlığı Hareketi Üzerine Karşılaştırmalı İnceleme. Çev. Gözde Genç, İstanbul: Yerdeniz Yayınları, 2007.
Thomée, J. H. Historia Insanorum apud Graecos, Bonn, 1830.
Uysal, B. “Delilik ve Psikiyatri: Tarihyazımında Epistemolojik Çatışmalar ve İktidar İlişkileri”, Dört Öge, 2025, 27: 29-43.
Vaughan, A. C. Antik Yunan Düşünce ve Geleneğinde Delilik, çev. Balkır Uysal ve Y. Gurur Sev. İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025.


