Kurucu Mitoslar: İsmail Gezgin ile Söyleşi

Radyo Punctum / Murat Erşen


Radyo Punctum'un Bununiyeokudukki programının üçüncü bölümde Murat Erşen, arkeolog yazar İsmail Gezgin ile Yunan mitolojisi ve Gılgamış destanı üzerine söyleşiyor.


10/22 | Söyleşi

 

Söyleşiyi Spotify üzerinden dinlemek için tıklayınız.


Filozof Bernard Stiegler, özellikle felsefe karşıtı olan günümüz dünyasında okulda felsefeye doğrudan girilemeyeceğine, önce olağanüstü bir anlatı malzemesi barındıran antropoloji ve etnoloji ile işe başlanması gerektiğine, aksi halde lise çağında felsefeye başlamak için geç kalınacağına, asıl önemli olanın, olağanüstü bir soru sorma kapasitesi olan çocukların sorgulamalarının kısırlaştırlmayacağı koşullar yaratmak olduğuna dikkat çeker. Bu bakımdan “Gençlerle Baş Başa: Mitoloji” (Yordam) ve “Gençleri İçin Yunan Mitolojisi” (Luc Ferry, İş Bankası Kültür, çev. Murat Erşen) gibi kitaplar bu malzemeyi sunmak açısından iyi birer giriş kapısı olarak görünüyor.

Masalsı ya da fantastik bir dünya gibi görünen mitoloji Gezgin’in deyişiyle “bir canlıdan insan üreten söylem” ya da “kaotik ve ele geçirilemez olanı kozmosa taşıyan bir evreninin dillendirilişi” ve yine Marx’ın ifadesiyle “doğaya düzen dayatmaya yönelik girişimlerden biri” diye tanımlanabilir. Kaostan kozmosa geçişi anlatan genel hikâyede sürekli tekrarlanan tema, insanların ve başka tanrısal varlıkların hubris’e (kibir, ölçüsüzlük) kapılarak dünyayı tekrar kaosa sürüklemesi, başka bir deyişle hadlerini aşması, buna cevaben de Zeus’un düzeni ve ahengi korumak için müdahale ederek aşırıya kaçanlara “had bildirmesi”dir. Tam da bu bağlamda Delfi Tapınağı’nın girişinde yazan Gnothi seauton (Kendini bil) bugün özellikle kişisel gelişimin mantrasına dönüşen özünü bulma veya öze dönüşü ifade etmekten ziyade toplumsal düzende yerini bilmek anlamında anlaşılmalıdır. Öte yandan mitoslar aynı zamanda, tıpkı masallar gibi, kültürün ve inancın, dolayısıyla ataerkil anlayışın kuşaktan kuşağa aktarılarak zihinlerin kodlanmasını sağlayan bir işlev yerine getirir. Öyleyse iktidarın temellük ettiği bu anlatıların şifresinin çözülmesi ve altlarında yatan terbiye edici özün ortaya konulması elzemdir.



Yüzümüzü Yunan mitolojisinden ondan çok daha önce yazıya geçirilmiş ilk edebi metin sayılan Gılgamış Destanı’na çevirdiğimizde, bugün giderek popülerleşen transhümanizm ölümsüzlük hülyasının daha insanlığın kendini yazılı olarak ifade ettiği ilk metnin ana konusunu teşkil ettiği kolayca fark edilir. Dini anlatıların giderek gözden düştüğü çağdaş dönemde insanlık hâlâ yazgısı kabul etmekte güçlük çekmekte ve kendi varlık koşulu olan ölümlüğün bu dünyada üstesinden gelmeye çalışmaktadır. Bu sebeple söz konusu kurucu mitin ne anlattığına tekrar bakmak homo sapiens’in trajedisini anlamak için son derece verimli bir yol olacaktır.