Prens: “Şeytanın El Kitabı” ya da İtaatsiz Meleğin Serencamı

Hakan Aslan


Özmakas, Prens’i, yalnızca pratik-politik alandan dışlanmış olan sabık diplomatın eski günlerine dönme çabası olarak gören ilk bakışın kolaycılığına şüpheyle yaklaşıyor.


08/22 | Kitap

 


“Don’t go on, put it back!

You’re reading from the Bible Black!”

(Heaven and Hell, “Bible Black”)


Düşünce tarihi toprakları fikirleri çarpıtılmış, hakiki biçimi ve içeriğiyle birlikte adil olarak ele alınmamış (yolundan saptırılmış) düşünürler açısından pek de çorak sayılmaz: Platon’un idealar “dünyası”, Epikuros’un dizginlerinden boşanmış hedonizmi, Berkeley’nin varlığını reddettiği dışsal gerçekliği (“Karpatları inkâr eden cüce”), Hegel’in dillere pelesenk tez-antitez-sentez “üçlemesi”, Marx’ın insanlara adeta bir istasyonunda öylece beklemelerini salık verdiği kapitalizmden sosyalizme ve komünizme akan tarihi vd. Niccolò Machiavelli ise bir düşüncenin hakkıyla kavranmasına yönelik bu tembellik ve özensizlikten belki de en büyük payı alan düşünürlerden biridir. Zira Machiavelli en bilinen metni ve sönmeyen bir nefretin nesnesi olan Prens’i elinde tutan şeytanî bir figür olarak konumlandırılmıştır mezkûr topraklarda (ismiyle müsemma görülüp Old Nick denilmiş kendisine). Gücün/iktidarın ele geçirilmesine yönelik “Amaç aracı meşru kılar” gibi bir yaklaşımın kaynağı olarak ve bu yaklaşımın düstur edinilmesi anlamında Makyavelcilik gibi devasa ve kalın bir çerçeve içerisinde sunulur Machiavelli. Utku Özmakas, 2019’da İletişim Yayınları’ndan çıkan Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması kitabında Machiavelli’yi bu sığ ve çarpık alımlamadan kurtarma gayesiyle –“Machiavelli’nin Maykavelci olmadığını tespit etmek için”– (23) Prens’i tarihsel bağlamı ve düşünürün yaşamı boyunca kaleme aldığı diğer metinleriyle ilişkisi içerisinde ve Prens yorumcularıyla da eleştirel bir diyaloğa girerek, cümle cümle, entelektüel bir sakinlikle inceliyor.


Mediciler’in 1498’de ayrıldıkları iktidara, İspanyolların yardımıyla Floransa Cumhuriyeti’ni sona erdirip 1512’de tekrar gelmeleriyle birlikte Machiavelli sekreterliğini yaptığı “Özgürlük ve Barış İçin Onlar Kurulu”ndaki görevinden alınır ve Şubat 1513’te Mediciler’e karşı bir komploya karıştığı iddiasıyla hapsedilip üç ay boyunca ağır işkencelerden geçirilir (Ağaoğulları, 2015: 323). Prens de Machiavelli’nin düşünce tarihinde olduğu gibi kariyerinde de “persona non grata” (26) ilan edildiği dönemde, bir genel afla hapisten çıktıktan sonra Floransa’dan ayrılıp çekildiği inziva günlerinin bir ürünüdür. 10 Aralık 1513 tarihli bir mektubunda bu çalışmasından bahseder:


(...) bir prenslik nedir, prenslikler kaç çeşittir, nasıl kazanılır, nasıl korunur, niçin kaybedilir gibi konuları tartışarak, buna ilişkin fikirlerimi olabildiğince derinlikli biçimde Prenslikler Üzerine adlı küçük bir çalışmada bir araya getirdim. (...) [B]ir prens, özellikle de yeni bir prens tarafından memnuniyetle karşılanacaktır. Bu nedenle onu Yüce Giuliano’ya ithaf ediyorum (27).



Kitabıyla “bir prens özellikle de yeni bir prens”in hoşnutluğunu kazanma beklentisindeki Machiavelli, II. Giuliano’nun 1516’daki ölümü üzerine kitabı II. Lorenzo de Medici’ye ithaf eder (o da 1519’da ölür). Özmakas, Prens’i, yalnızca pratik-politik alandan dışlanmış olan sabık diplomatın eski günlerine dönme çabası olarak gören ilk bakışın kolaycılığına şüpheyle yaklaşıyor:


Bu kitabı yalnızca yeniden görev bekleyen bir bürokratın iktidara verdiği ‘beni gör dilekçesi’ olarak düşünmek epey sorunludur. Evet, Machiavelli kitabı genç Lorenzo Medici’ye ithaf eder, hatta bazı satırlarda ricacı olur, beklentilerini ima eder; ama asıl sorun şudur: Kitap bir bütün olarak değerlendirildiğinde Mediciler’in yönetim tarzına çok sert eleştirilerle doludur. (28)


Kendisini yüksek yerleri resmetmek için ovanın veya aynı şekilde, alçak yerleri resmetmek için dağın perspektifine yerleşen bir manzara ressamına benzeterek, “halkların yapısını iyi tanımak için prens olmak ve prenslerin yapısını iyi tanımak için de halktan birisi olmak” gerektiğini ileri sürüyor.

Özmakas, Prens’in analizine başlamadan önce, kitabının ilk iki bölümünde okur için Prens’i okumayı kolaylaştıracak, Machiavelli’nin üslubunu yakalamayı sağlayacak kavramsal teçhizatı sergiliyor. Kitabın birinci bölümü “Bir Kez Daha Sus, Machiavelli”de Machiavelli’nin Prens’i kateden “sessizlik stratejisi”ine ve bu stratejiye kitap boyunca eşlik edecek olan “ikilikler”e işaret ediliyor. Daha metnin kendisine geçmeden ithaf kısmında karşılaşırız Machiavelli’nin ikilikleri ve suskunluğuyla. Machiavelli, Lorenzo de Medici’ye “bağlılığının kanıtını sun[mak]” (Machiavelli, 2018: 37) için büyük tarihsel kişiliklerin eylemlerinin bilgisi dışında elinde bir şeyin olmadığını ve bu bilgiye de “olup bitenler konusunda uzun bir deneyim” ve “eskiden olanları sürekli okuma[sı]” sonucunda ulaştığını, yani bilgisinin “hem hayati hem kitabi” (20) olduğunu söylüyor. Daha sonra Prens’i doğuran bakış açısının mütevazı niteliğini, görebilmenin mesafe almak ile yakın ilişkisini vurgulayarak, yine bir ikiliğe, “ova/dağ” ikiliğine yaslanarak açıklıyor. Kendisini yüksek yerleri resmetmek için ovanın veya aynı şekilde, alçak yerleri resmetmek için dağın perspektifine yerleşen bir manzara ressamına benzeterek, “halkların yapısını iyi tanımak için prens olmak ve prenslerin yapısını iyi tanımak için de halktan birisi olmak” (2018: 38) gerektiğini ileri sürüyor. Özmakas, ithafta örtük olan, sessizlikle damgalanmış üçüncü bir ikiliğin daha, Prens’in merkezi ikiliğinin, virtù/fortuna çiftinin altını çiziyor:


İthafın son cümlesinde ‘haksız yere büyük ve sürekli bir talihsizliğe katlandığı’ndan söz eden düşünür, ilk iki ikilikte (‘deneyim/kitabi bilgi’ ve ‘dağ/ova’) aslında kendi ‘beceri’sinden, yani düşüncesine hayat veren temel kavram olan virtù’sünden söz etmiştir (20).


Kitabın ikinci bölümü “Güneş Güneşe Karşı”da, Prens’i kuşatan virtù/fortuna ayrılmaz ikilisini tanımlama girişimleri ele alınıyor. Machiavelli düşüncesinde virtù kavramının fortunadan ayrılmaz olması, virtù’nün düşünce tarihinde kabul edilegelmiş anlamından, yani “erdem”den farklı bir göndereni sırtlanmış olmasıdır. Antik Yunan felsefesindeki erdemin (arete) toplumsal düzendeki mutlak uyumla ilgisinde, “mükemmellik, belli bir işe yatkınlık ya da övülen huy” (51) anlamlarından ya da Hıristiyanlığın eyleme geçmeyi engelleyen, insanı pasif bırakan ve onu “kölece bir ahlakın” zincirlerine vuran erdem anlayışından ziyade,


[d]üşünür, kavramın üstündeki damgaları kazıyıp ona tamamen Roma dünyasındaki anlamını geri kazandırmaya çalışıyordu. (...) Siyasetin özerk olması gerektiğini düşünen Floransalı, kavramı hem etik hem de teolojik yüklerinden arındırmak istiyordu. Böylelikle onu yeniden metanet, cesaret ve sağduyu bağlamında yorumlamak mümkün olacaktı. Machiavelli’nin düşüncesinde virtù’nün etik anlamıyla bir ‘erdem’ olmaktan çıkıp ‘beceri’ olarak görülmesinin nedeni tam da bu müdahaledir (51-52).


Virtù prensin stratejik muhakemeyle müdahalede bulunma melekesidir ve haliyle bu müdahale boşlukta gerçekleşmez; Fortuna’nın/Talihin ürünü koşulların çizdiği sınırlar içinde, koyduğu engeller ya da açtığı patikalarda gerçekleşir. “Machiavelli hiçbir zaman bir boşlukta düşünmez; öğretisi daima tarihe kayıtlıdır” (211). Bu yüzden bu iki kavramın ayrılmazlığı, aralarındaki karşıtlık ilişkisinin durmaksızın karşılıklı[lılığa] (48) evrilmesidir. Konjonktürün/Fortuna’nın sunduğu fırsatlar ya da yarattığı musibetler karşısında prensin, sahip olduğu “eyleme esnekliği” (53) sayesinde (becerilerinin kılavuzluğunda) bu mevcut koşulları devlet otoritesinin sarsılmaması, ülke bütünlüğünün bozulmaması ya da bu otorite ve bütünlüğün bir adım daha pekiştirilmesi için iyi okuması/görmesi ve bu doğrultuda önündeki araçları en iyi şekilde kullanarak eylemde bulunabilmesi kapasitesidir, virtù. Kavramın anlamını “erdem”den “beceri”ye taşıyan Machiavelli, siyaseti, siyaset sahnesindeki devinimi, tekrara tabi sonsuz akışı, tarihe ve konjonktüre bakarak işlediği kavramlarla düşünen bir düşünür olarak, hazır, yerleşik, tanımlı bir kavramlar seti olarak etiğe kapısını açmaz; bu kapı aralanmaz bile. Zira o bir konjonktür düşünürüdür (Althusser, 2010). Dolayısıyla etik ilkelerden hareketle siyasete eudaimonia ekseninde yaklaşan ütopik düşünceleri reddeden Machiavelli’nin sorduğu “Ne yapmalı?” sorusu [1] onun geleneksel siyaset felsefesindeki yabancılığını (Özmakas’ın ifadesiyle “barbarlığını”) mimleyen ve onu doğrudan teoriyi araçsallaştırarak “politika pratiğinin bakış açısına” (Althusser, 2010: 33) yerleştiren bir sorudur. Bu sorunun sorulmasının ehemmiyetinin ve aciliyetinin mutlak farkındalığıyla yazan Machiavelli, Özmakas’ın ifadesiyle “idealizmin tuzaklarından uzak dur[arak]” (320) Prens’in siyasete etikten azade bakışındaki yöntemsel merceği on beşinci bölümde şöyle ifade ediyor:


(...) niyetim anlayan kişiye yararlı olacak bir şeyler yazmak olduğundan, meselenin zihinde canlandırılmış halinden çok, somut gerçekliğinin peşinden gitmek daha uygun göründü bana (2018: 93).


İlk iki bölümde okuru, Prens’te ele alınacak meselelerdeki temel yaklaşımla ve üslupla tanıştıran Özmakas, Prens’i Leo Strauss’un bölümlemesini izleyerek dört bölüme ayırıyor: “1) çeşitli türden prenslikler (1-11. bölümler), 2) prens ve düşmanları (12-14. bölümler), 3) prens ve yurttaşları ya da dostları (15-23. bölümler), 4) sağduyu ve talih (24-26. bölümler) (57).


Niccolò di Bernardo dei Machiavelli (1469-1527)


“Kahkaha, Bellek ve Şiddet” başlıklı Üçüncü Bölüm’de Machiavelli’nin prenslikleri incelediği 1. ve 11. bölümleri ele alınıyor. Özmakas, Prens’in birinci bölümünün daha ilk cümlesinde (“İnsanlar üzerinde [siyasal] egemenliği olmuş olan bütün devletler, bütün yönetimler, geçmişte olduğu gibi bugün de ya cumhuriyettir ya prenslik” (2018: 39), kitabı baştan sona saran sessizlik stratejisinin ürünü muammalar zincirinin bir şaka halkasıyla açıldığına yönelik sık dillendirilmiş bir yorumu aktarıyor. Lorenzo de Medici’ye ithaf edilen eserin, bir cumhuriyet olan Floransa’yı fiilen prenslik olarak yöneten ve cumhuriyet’e alışkın olan halkın pek de hoşnut olmadığı bir Medici’ye ithaf eden Machiavelli’nin ironisini çözmek için Özmakas, “pek çok açıdan Prens’in turnusol kağıdı işlevi görebilir” (69) dediği bir başka metnine, Floransa Hükümetinin Yeniden Şekillendirilmesi Üzerine Söylev’e işaret ediyor: “[P]ek çok kişinin onayı yerine tek bir kişinin iradesine göre idare edildiği bir yere sağlam kurulmuş bir cumhuriyet diyemeyeceğimiz gibi, bir cumhuriyetin çökmemesi için barındırılması gereken öğelerin hiçbirinin olmadığı bir cumhuriyetin de varlığını sürdürebileceğini sanmıyoruz” (69). Tirana dair suskunluk halesiyle sarılan ve bir reddiyeyi imleyen bu ifadeler “halkın ağzından konuş[ur]” (69) ancak bu durum Machiavelli’nin bir cumhuriyetçi olduğu anlamına gelmez. Aynı kitaptaki başka bir pasaj Machiavelli’nin “prenslik”ten anladığı şeyi de açığa çıkarır. “Gerçek bir prenslik ya da gerçek bir cumhuriyet olmadıkça hiçbir hükümet sağlam bir şekilde tasarlanamaz; çünkü bu ikisinin arasında kalan bütün siyasal yapılar sorunludur” (70) diyen Machiavelli, prensliği cumhuriyetin üstünde, ondan bir yükseliş, cumhuriyeti de prenslikten bir düşüş olarak görüyor. Özmakas bunu şöyle yorumluyor:


Bu durumda ovadan bakanlara (halka) dayanan yönetim biçimi cumhuriyet, dağdan bakanlara (prense) dayanansa prenslik olarak beliriyor. (...) Düşünür açısından önemli olan politik otoritenin ve gücün bölünmeye dirençli bir formda örgütlenmesidir; bu ister bir kişinin ister çokluğun yönetimi şeklinde olsun (70).


“Kurucu bir iktidarın formülü”nü (171), verdiği örneklerdeki tarihi ve modern figürlerin eylemlerinden damıtmaya çalışan Machiavelli, yeni prensin iktidarı ele geçirmede karşılaşacağı durumları, yaşayacağı zorlukları ele alır ve bunlarla virtù’sünü kullanarak nasıl mücadele etmesi gerektiğini açıklar. Floransalı’ya göre “[y]eni prens olan kişi gerek askerlerle gerek yeni bir fethin yol açtığı başka pek çok haksızlıkla yeni uyruklarının huzurunu bozmak zorundadır” (2018: 41). Yaratılacak “yeni”, mevcut olağan düzenin işgali sonucunda zuhur edecek olağanüstünün kaosunu doğuracağı için, yeni prens huzursuzluğun zorunluluğundan azade değildir. Buradaki zorunluluk kavramına değinen Özmakas, Machiavelli’de zorunluluk kavramının ikili önemine değiniyor. Virtù ve fortuna’yı dışladığı ve siyasal eylemde tercih şansını devre dışı bıraktığı için “kavramın bir yüzü siyasetin bittiği yere bakar” (84) (buna kavramın negatif yönü diyebiliriz):


Zorunluluğun ilk boyutu bir sonu, ikinci boyutu ise bir başlangıcı çağırır. Örneğin, devletlerin yıkılması ya da prensin doğal bir işgal iştiyakına sahip olması bir zorunluluktur; ama bu aynı zamanda yeni bir devletin kurulması için gereklidir. (...) [B]u iki farklı kip taban tabana zıt görünse de, birbirine tutunur, birbirini güçlendirir (84).


Ancak buradaki huzursuzluğun da bir “ölçü”ye vurulması şarttır. Çünkü iktidarın güvenliğini ve istikrarını bozmamak için, işgal edilen topraklarda [Prens] “[y]a insanların gönlünü hoş tutmalı ya da onları yok etmelidir; çünkü insanlar uğradıkları küçük zararların öcünü alırlar, ama büyük zararların öcünü alamazlar; bu yüzden, insana verilecek zarar, intikam korkusu olmayacak biçimde olmalıdır” (2018: 44). Prense karşı girişilecek intikam almaya yönelik bir eylem planını mutlak şekilde silmek amacıyla, prens “tereddüt etmeden” ya da “ertelemeden” geleceği stratejik olarak ipotek altına almak zorundadır. Özmakas’ın ifadesiyle, “[ç]ünkü hastalığı engellemek, tedaviyi ertelemekten (gelecekten) değil, şimdiden geçer. Zamanı ertelemek, prensin müttefiki değildir” (91). Aksi takdirde, özellikle de özgür koşullarda yaşamış olan bir halk söz konusuysa, şiddetin dozu “eskinin kökünü kazı[yacak]” (102) derecede olmalıdır. Çünkü “[özgürce yaşamaya alışmış bir halkta] daha fazla intikam arzusu vardır; insanlar eski özgürlüğün anısını unutmazlar, unutamazlar; öyle ki, en güvenilir yol, bu cumhuriyetleri ortadan kaldırmak ya da gidip orada yaşamaktır” (2018: 54). “Belleğin politik kapasitesi”ne dair önemli yorumcuların sessizliğine ve Machiavelli’nin hakkında konuşmayacağını söylediği cumhuriyetlerin yine yüzeye çıkmasındaki sessizliğine dikkat çeken Özmakas’a göre,


[B]elleğin politika açısından daima bir önemi vardı; ancak belleği özgürlükle bağlantılı olarak savunulması ya da ele geçirilmesi gereken bir mekân olarak tanımlayan ilk düşünür Machiavelli’ydi. [Bu bağlamda, özgürlüğün anısını unutamayan halklar için] “hafıza”, “kan”dan daha dirayetlidir; üstelik de bu, ister özgürlüğü ister intikamı kutup yıldızı seçmiş bir hafıza olsun... Kan silinir, bellek asla (106).


Kitabın Dördüncü Bölüm’ü olan “Savaş Sanatı”nda Prens’in, prensliğin temel dayanaklarından olan ordunun ele alındığı 12., 13., ve 14. bölümlerine odaklanılıyor. Machiavelli’ye göre “[b]ir prens sağlam temellere sahip olmalıdır; aksi takdirde, yıkımı kaçınılmaz olur ve bütün devletlerin sahip olması gereken başlıca temeller iyi yasalar ve iyi ordulardır. Machiavelli iyi orduların olmadığı yerde iyi yasalar olamayacağı ve iyi orduların olduğu yerde iyi yasalar olması gerektiği için yasaları ele almayı bir yana bırakıp ordulardan söz edeceği[ni]” (2018: 174) söylüyor. Buradaki aleni ve örtük iki sessizliğe işaret eden Özmakas, yasalara dair olan aleni sessizliğin nedeninin yasaların reddedilmesi olmadığını, düşünür için önemli olanın “yasaların uygulanması” olduğunu ve iyi orduların yokluğunda yasaların uygulanmasının mümkün olmadığını vurguluyor. İkincisi, yani örtük olan sessizlik için dümeni Söylevler’e kıran yazar, Machiavelli’nin “[b]ir ordu eğitimli değilse iyi olamaz ve sizin yurttaşlarınızdan oluşmuyorsa iyi eğitilmesi de olanaklı değildir.” (175) cümlesinden hareketle Prens’teki sessizliğin örtüsünü kaldırıyor; orada bulduğu kavram ise, sağlam temelleri sağlayacak olan iyi yasaların ve iyi yasaların ön koşulu olan iyi orduların bizzat özünü oluşturan “halk”tır:


“‘Sağlam temeller’, (...) ‘iyi yasa ve iyi ordular’ ile özdeşleşiyormuş gibi görünse de görünüş yanıltıcı olabilir. Bunların her ikisinin de kaynağı kendisi değildir ve Machiavelli’nin söz dağarındaysa kaynağı kendisi olmayan hiçbir şey ‘sağlam’ olamaz. İyi yasaların da orduların da kaynağı yalnızca halk olabilir. Halk orduyu oluşturacak, böylelikle iyi bir ordudan sonra iyi bir yasadan söz edilebilecektir” (175).


Machiavelli’nin siyaseti kavrama biçimi politik pratiğin sürekli çatallanan, sapmalara tabi (clinamen) hareketini kavramların donukluğuna uydurma, idealizmin sefaletine bir hapsetme çabası değil, bizzat bu hareketin işleyişini kavramak ve ona göre eyleme geçmek, cephe almak, silahlanmaktır.

Sürekli ikilikler üzerinde düşünen Machiavelli’nin savaş ve barış ikiliğini de “karşılıklı” olarak düşündüğü görülür, zira fiziksel çatışma momenti ile birlikte barışı da içerecek şekilde “[s]avaş sanatı, temelde bir beceri biriktirme sürecini içerir” (197). Düşünür için barış dönemi prensin kendisini savaş konusunda stratejik anlamda eğittiği, disipline ettiği, yine yüzünü tarihe dönüp savaşları ve önemli askeri kişiliklerin hareket tarzlarını inceleyip dersler çıkardığı, sürekli teyakkuz halinde olduğu, kendisini askeri-stratejik bir formasyona tabi tuttuğu bir dönemdir. Bu yüzden kendisine-ait-olanın askeri-politik açıdan organik bütünlüğünün önemini vurgulayan Machiavelli, kendi silahlarına, öz ordusuna dayanarak kazandığı zaferi, paralı ya da yardımcı orduların desteğiyle kazanılacak zafere yeğ tutar ve ikincisini “gerçek zafer” saymaz. Özmakas, Machiavelli’nin askeri güçler konusundaki bu kararlılığının hâkim Makyavelcilik anlayışında oluşturduğu çatlağa işaret ediyor (198). Zira Machiavelli için önemli olan, Makyavelcilik’in çarpıttığı gibi, ne olursa olsun kazanılacak iktidar, yani bugünün getirdiği zafer değil, zaferin geleceğe de mutlak anlamda uzanmasıdır.



Kitabın Beşinci Bölüm’ü olan “Sıfat, Maske ve İmge”de Prens’in 15’ten 23. bölümüne dek olan kısım mercek altına alınıyor. Machiavelli kitabının bu kısmında, prensin, dostları ve düşmanlarıyla olan ilişkilerinde, kendisini mutlak biçimde her duruma aynı değer yargılarıyla yaklaşan ve buna göre eylemde bulunan bir hükümdar olarak değil, her bir tekil durumun gerektirdiği/zorunlu kıldığı şekilde hareket eden, “erdemlere karşı desise politikasını” (281) işleten bir hükümdar olarak sunması gerektiğini ifade ediyor. Özmakas’a göre “Machiavelli, prense dair ontolojik bir izahatta bulunmaz; bunun yerine sıfatların dansının gerçekleştiği bir mecra olarak kurar prensi” (228). Çünkü Machiavelli’nin siyaseti kavrama biçimi politik pratiğin sürekli çatallanan, sapmalara tabi (clinamen) hareketini kavramların donukluğuna uydurma, idealizmin sefaletine bir hapsetme çabası değil, bizzat bu hareketin işleyişini kavramak ve ona göre eyleme geçmek, cephe almak, silahlanmaktır. Prensin bürüneceği sıfatları da onun en önemli silahlarıdır (216). Prens karşılaşacağı durumlarda yerine göre kullanmak üzere acımasız/merhametli, cömert/cimri, dindar/dinsiz, sözünün eri/sözünden dönen ikiliklerini kuşanmalıdır. Örneğin, –Floransalının ifadesiyle– “sağduyulu bir yönetici, verdiği sözü tutmak zararına olacaksa ve söz vermesini gerektiren gerekçeler ortadan kalkmışsa, sözünü tutamaz, tutmamalıdır da” (2018: 102). Özmakas, prensin koşullar uyarınca sözünü tutmaması zorunluluğunun, prensin kendisinde hak görerek atıldığı bir makas değiştirme değil, Machiavelli açısından devleti yıkımdan korumaya dair “ortak iyi” temelinde atılacak bir adım olabileceği ihtimaline dikkat çekiyor ve “ortak iyi”nin Prens’teki örtük varlığını ortaya çıkarma çabasının Makyavelcilik’i nasıl paralize edeceğini gösteriyor:


“Ortak iyi” kavramı, Söylevler’deki gibi alenen kullanılmadığı için Prens’i zorbalığın elkitabı haline getirmeye çalışanların atladığı bir nokta var. Machiavelli, başkaldırdığı geleneğe oldukça hâkimdi ve Ortaçağ düşüncesinde prens zaten “ortak iyi”nin doğal koruyucusuydu. (...) [Kantorowicz’in ifade ettiği üzere] “Prens bir persona publica’dır [kamusal kişilik] ve o sıfatla hareket eder. Bu makamdayken ondan privata voluntas’ına [şahsi istenç] uygun düşen meseleleri değil, res publica’nın [kamunun] esenliğini ilgilendiren bütün meseleleri ele alması beklenir.” Başka bir deyişle, Machiavelli’nin prensinin “ortak iyi” fikrine –en azından zımnen– sahip olmadığını düşünmek, Makyavelcilik efsununun konforuna kapılmaktan başka bir şey değildir (230-231).


Kitabın Altıncı Bölümü, “Sağduyu Sanatı”nda Prens’in son üç bölümü (24-25-26. bölümler) inceleniyor. Tersten gidelim: 26. bölüm Machiavelli’nin parçalı durumdaki İtalya’yı birleştirecek yeni prens için yaptığı meşhur çağrısını içerir (“İtalya’yı Barbarların Elinden Kurtarmak İçin Çağrı”). Önceki iki bölümde ise, sırasıyla, prensin virtù’sünün bir parçası olan sağduyu sanatı (21. bölümde sağduyuyu, “sakıncaların niteliklerini tanımayı ve en az kötüyü iyi olarak seçmeyi bilmektir” şeklinde tanımlıyor) sayesinde kuracağı idare ve bu idarenin sarsılmaması için fortunanın hamleleri karşısında nasıl davranması gerektiği ele alınır. İtalya’nın kaderine dair büyük bir tarihsel misyonu üstlenecek olan yeni prense dair çağrının muhatabı bu iki unsuru içerecek bir politik aklın tecessümüdür. Sağduyu sanatının idare etmesi gereken ordu, halk ve soylular, prensin, onun hareket tarzını belirleyecek olan fortuna karşısında, iktidarının sağlamlığını sarsmayacak şekilde yaslanacağı ve bu yüzden sürekli onlarla olan ilişkisini tahkim etmesi gereken üç unsurdur (285). Özmakas Machiavelli’nin talih/fortuna anlayışını kavramada astrolojinin önemini vurguluyor: “Hem dönemin hem filozofun serdettiği fikirlerin arka planında işleyen ‘astroloji’yi anlamadan ‘talih’ (ve buna bağlı olarak ‘özgür irade’) kavramını anlamak mümkün değildir” (290). Kişisel hayatında yıldızların insan hayatındaki etkisine inanan Machiavelli, başka bir eserinde de bunu ayrıca konu ediniyor:


Söylevler’in birinci kitabının elli altıncı bölümü şu başlığı taşır: ‘Bir Şehirde ya da Bölgede Büyük Olaylar Vuku Bulmadan Önce Onları Haber Veren İşaretler ya da Tahmin Eden İnsanlar Vardır.’ Bu bölümde filozof yıldırım düşmesini prensin vefatının bir işareti olarak yorumlar; antik ve modern örnekleri anıp nedenlerini bilmesek de bu türden hadiseleri felaketin habercisi olarak görmek gerektiğini iddia eder. Bu kısacık bölüm, astrolojiye ilişkin fikirlerine dair bir özet kabul edilebilir” (291).


Machiavelli gök cisimlerinin politik alandaki etkisine inansa da ipleri tamamen astrolojinin şekillendirdiği talihin eline vermez. Özgür iradenin, talihin müdahalelerine karşı koymadaki yerine ve önemine işaret eden düşünür “talihin eylemlerimizin yarısını yönettiğini (...) öbür yarısını ya da yarısına yakınını yönetmeyi bize bıraktığını” (2018: 130) ifade eder. Prensin, talihin her farklı hamlesine karşılık olarak eylem planını değiştirmesi, onunla mücadele edebilmek için planını “zamanın niteliğiyle” uyumlu hale getirmesi gerekir. Özmakas’a göre “Machiavelli (...) barbarca siyasal jestini talih bağlamında bir kez daha yineler” (297).


Prens’in son bölümünün diğer bölümlerden farklı üslubundan kaynaklanan ayrıksılığı ve bu yüzden pek çok yorumcu arasında yol açtığı ihtilaf “muammanın tam da bu gizemli bölümle taçlandığını gösterir” (308). Diğer bölümlerde siyasal iktidarın ele geçirilmesi ve korunması hususunda incelikli ve nesnel bir şekilde siyasetin doğasına dair tarihi ve modern örneklerden çıkarımlar yaparak bir kuram ortaya koyan Machiavelli, bu bölümde “elindeki bütün retorik araçlarını metne döker” (311) ve tekile inerek, parçalı İtalya’nın içinde bulunduğu sefil koşulların yaratılacak “yeni” için (birlik içindeki İtalya) tam anlamıyla hazır olduğunu söyler. Tek eksik olan bu koşullara form verecek olan bir önder, bir kurtarıcıdır:


“Bu kurtarıcının, yabancı akınlardan ötürü acı çekmiş şu bölgelerin hepsinde nasıl bir sevgiyle, nasıl bir intikama susamışlıkla, nasıl bir sarsılmaz inançla, nasıl bir bağlılıkla, nasıl gözyaşlarıyla karşılanacağını anlatamam” (Prens, 137).


Machiavelli, yine de yeni prens için, bu kurtarıcı için bir isim vermez. Bir başka deyişle kitap boyunca bize “yeni prens”in nasıl olması gerektiğine dair kavramın sınırlarını çizen düşünür, bu kavramın içini doldurmaz, onu içeriklendirmez, işaret etmez. Kitabın sonu İtalya’nın durumundaki diyalektiği kavrayacak ve bunu fiile dökecek olan isimsize bir çağrıdan ibarettir. Özmakas, Machiavelli’nin Petrarca’nın dizelerini alıntıladığı, çağrısının retorik tonunu arttırdığı son sözlerindeki sessizliğe dikkat çekiyor:


“İthafta Lorenzo’ya seslenmesine rağmen, kitap boyunca Medici Hanedanı’nı sık sık örtük bir biçimde eleştirir. Dolayısıyla prense hitap ediyormuş gibi görünürken bile kurtarıcının adına dair şüphe bulutu bir türlü dağılmaz. Kitap kapanırken sırrını verir ve bu sırrın anahtarı sessizlik stratejisindedir.” (316)


Sonuç olarak kitap boyunca Utku Özmakas Prens’in hiç de “Amaç aracı mübah kılar” gibi basit ve sığ bir zevzekliğe indirgenebilecek bir metin olmadığını ve okurun Machiavelli’nin ironik diline, ikiliklerine ve sessizliğine daima kulak kesilmesi, gözünü dört açması gerektiğini gösteriyor. Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması, deyim yerindeyse, “Machiavelli’yi Makyavelizm’in Elinden Kurtarmak İçin [Bir] Çağrı”dır.





Kaynakça

Ağaoğulları, M. A. (Ed.). Sokrates’ten Jakobenlere Batı’da Siyasal Düşünceler, İletişim Yayınları, 2015.

Althusser, Louis. İki Filozof. çev. Alp Tümertekin, İthaki Yayınları, 2010.

Althusser, Louis. Gelecek Uzun Sürer. çev. İsmet Birkan, BilgeSu Yayıncılık, 2015.

Machiavelli, Niccolò. Prens. çev. Kemal Atakay, Can Yayınları, 2018.

Özmakas, Utku. Prens: Machiavelli’nin Muazzam Muamması, İletişim Yayınları, 2019.

 

[1] “(...) aslına bakılırsa Makyavel’in savunduğu neydi, -Çernişevski ve Lenin’den çok önce- ‘Ne Yapmalı?’ sorunundan ve sorusundan başka?” (Althusser, 2015: 278)