Ballard'ın Çarpışma'sından Sıkıntının Felsefesine
- 14 saat önce
- 3 dakikada okunur
Lars Svendsen
Çarpışma’da, orgazm ve ölüm ihlal edilebilir olmayan mutlak statüsüne sahiptirler. Sınır noktası bedendir. Aranan sonsuz değil, sonludur, Tanrı değil, ama bir bedendir, beden dolayımıyla ölümle ve orgazmla olan hudutlar kutsal içkin haline gelir, mutlak aşkın tarihe havale edilir.
05/26 | Kitap
Çarpışma sıkılan insanlar üstüne sıkıcı bir romandır. Tamamen nesneleştirilmiş ve tüm niteliklerden yoksun kalmış bir dünyadan daha sıkıcı ne vardır? Bu sıkıntıdan kurtulmak için, insanlar giderek daha aşırı hale gelen ihlalci eylemlere başvurur ve böyle olunca dünyada olmak şeklindeki romantik tarzı devam ettirmekle kalırlar.
Çarpışma’nın psikopatolojisi belli bir ölçüde bizimkiyle aynıdır, ama aşırıya vardırılmıştır.
Çarpışma’da bizi rahatsız eden şey, filmlerin çoğunu karakterize eden açık duygusallığın burada eksik oluşudur. Organ kopma ve ölüm sahnelerinin ardından her zaman olduğu gibi acı değil, cinsel bir uyarılma gelir. Cinsel eylemler, bir araba motorunun silindirlerindeki pistonların gidiş-geliş hareketi gibi, soğuk ve klinik bir biçimde cereyan eder. Cinsellik ancak klinik terimlerde tasvir edilir.
Kaza zorunludur, çünkü “alışıldık” cinsellik yetersiz ve sıkıcı hale gelmiştir. İnsan bedeni artık kendini tatmin edecek durumda değildir ve orgazma ulaşmak için teknik tarafında yardım aramak zorundadır. Başka bir deyişle, sıkıntıya karşı mücadelelerinde, “alışıldık” cinsel pratiklerin yerine günümüzde teknik geçmiştir. Kuşkusuz, teknik unsur cinsellikte hep mevcut olagelmiştir, ama telefon, intemet ve manyeteskop gibi modem araçlar bugün birçok insanın cinsel hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Ayrıca kimyevi teknolojiyi de es geçmemek gerekir.

Teknik ve sıkıntı birbirine bağlıdır ve birbirlerini karşılıklı olarak güçlendirirmiş gibi görünürler. İnsan protezlerle donatılı bir varlıktır. Protez insanın temel ölümlülüğünü görülür kılar. Teknik, dünyanın bir maddiyatsızlaştırılmasını getirir, şeyler salt işlevsellikleri içinde yok olur. Henüz teknik gelişimi takip edebildiğimiz zamanlar çok geride kaldı. Arkadan nefes nefese koşuyoruz, ve bu, makinaların ve programların daha kullanıcıların çoğunluğu bunları kullanmayı bile öğrenemeden önce demode olduğu bilgi teknolojisinde çok açıkça görülüyor. Çarpışma teknik yanın dünyayı egemenlik altına aldığı bir evreni tasvir eder. Bu filmde hiçbir derinlik yoktur, ne de gerçekliğin ikiye bölünmesi. Her şey tam olarak ne ise odur, şeylerin bir kimliği olduğunu sanmak yanlış olacaktır, zira onlarda eksik olan tam da budur. Şeyler artık varlığa sahip değildir. Her şey kendinden başka bir şeydir, kimlikleri yalnızca ve yalnızca sembolik değerlerinden ibarettir. Birçok kez andığım gibi, şeylerin qualitas’ı (nitelikleri) tarihin büyük çöplüğünde bulunur. Salt işlevsellikle ve verimlilikle tanımlanan bir kültürde, sıkıntı hüküm sürer, zira dünyanın niteliği bu tümşeffaflık içinde, her şeyi kapsayan bu aşın görülürlük içinde yok olmuştur. Böyle bir kültürün bağrındadır ki, uyuşturucu ve seks deneyimleri -ya da neden olmasın, yeni dinsel bulutsular içinde erime- çok kuvvetli bir çekicilik yaratır, çünkü bizi gündelik yaşamın tekdüzeliğinden çıkartacakmış ve bize daha da tahrik edici yeni ufuklar açacakmış gibi görünürler.
Maalesef, bu aşırılıklar, kendisinden doğdukları arzuyu asla tatmin edemezler.
Çarpışma’da, cinsellik ölümde tamamına erer. Karakterler kendi ölümlülüklerinden kaçmazlar, tam tersine, sanki yalnızca ölüm varlıklarına bir anlam görünüşü verecekmiş gibi onun önüne atılırlar, ona sıkıca sarılırlar. Ölüm dolayımıyla, kendi kendinin nihai tahribi yoluyladır ki, kendi nihayet bireyselliğe ulaşır.

Filmin evreninde, ben yalnızca bedende demirleyebilir, ama aynı zamanda beden yetersizleşir ve teknik tarafından tamamlanmak zorundadır. Ben son tahlilde ancak teknik yoluyla kendini bulabilir. Ama teknik ayrıca ölüme götürür, ve bu ben'e doğru hareket, koşut olarak ben'in nihai yok oluşuna doğru bir hareket olduğundan paradoksal hale gelir.
Kendileri de makineler kadar kaygan olan bedenlerle birlikte kaygan bir dünyada, sadece yara izleri bedene (ve makinaya) bireyselliğini verebilir. 90’lı yıllar boyunca, (daha ölçülü olanlar için) piercing ve dövme, (daha aşırıya kaçanlar için) yanık, hacamat ve bedenin kimi parçalarını kestirme taleplerinde büyük bir artış gözlemledik. Bu fenomenin, bedenlerini bu pratiklere maruz bırakanlar için, bir bireyselleşme çabasını andırdığını belirtmemiz gerekir. Teknolojinin işlevsel mükemmelleşmesinin karşıtı olan bozma bir esrime kaynağı haline gelir.

Çarpışma’da, her şeyden önce ihlal söz konusudur, kendileri de, yeniden ihlal edilebilecek ya da ihlal edilmek zorunda olan yeni hudutlara bağlı bir noktaya ya da bir huduta yönelen bir ihlal hareketi mevzubahistir. İhlal edilemez olan son hudut Tanrı ya da mutlaktır. Çarpışma’da, orgazm ve ölüm ihlal edilebilir olmayan mutlak statüsüne sahiptirler. Sınır noktası bedendir. Aranan sonsuz değil, sonludur, Tanrı değil, ama bir bedendir, beden dolayımıyla ölümle ve orgazmla olan hudutlar kutsal içkin haline gelir, mutlak aşkın tarihe havale edilir.
Eğer yineleme bir aşkın yaratabilecek tek şey ise, yinelemenin mümkün olduğunu öne sürerek, film aşkın'ın da mümkün olduğunu imler. Ama bu aşkın, sonradan eklenmiş bir parça gibi görünmeyecek midir birazcık? Çarpışma, “belki bir dahaki sefere” ile değil de, daha çok Amerikan Sapığı’nın bitiş kelimeleriyle sona ermemeli miydi?: “Buradan çıkış yok”.
Çeviren: Murat Erşen



