Monadoloji için Önsöz
- 3 gün önce
- 8 dakikada okunur
Émile Boutroux
Yaratılmış her varlık için zorunlu ana unsurlar şunlardır: Birleşik bir beden ve merkezi bir monad ya da entelekya.
05/26 | Kitap

Monadoloji Leibniz felsefesinin bütününün bir özetidir. Leibniz tarafından, 1714 yılında Viyana’ya yaptığı son yolculuk sırasında, hem yüksek bilimsel kültürü hem de üstün siyasi meziyetleriyle kendini gösteren Prens Eugène de Savoie için Fransızca kaleme alınmıştır. Prens eseri paha biçilmez bir hazine olarak bir çekmeye kapatmış ve sadece onu tanımak isteyenlerin görmesine müsaade etmiştir.
Monadoloji Leibniz’in sağlığında yayınlanmamıştır. Kœhler onu Almancaya ve Hansche da Latinceye tercüme etmiştir. Bu tercüme 1721’de Acta eruditorum’da Principia philosophiæ seu theses in gratiam principis Eugenii conscriptæ başlığıyla yayınlanmıştır .[1]
Bu eser, Latince başlığının da işaret ettiği gibi, Leibniz felsefesinin ana noktalarını özetleyen bir dizi tezden oluşur. Ama Leibniz felsefesinin incelenmesine bir giriş hizmeti göremez. Tam tersine bu felsefeye zaten vakıf olan bir okuma gerektirir ve bu felsefeye bu şekilde hakim olan bir okura, gerçek ışığı altında ve ahengi içinde bütünü görebilmesi için nereye yerleşmesi gerektiği öğretir.
Bu özetin bir özetini vermek elbette gayrı meşru bir girişimdir.: Bundan ötürü biz kendimizi eserin çerçevesini çizmek, ana hatlarıyla büyük bölümlenmelerine işaret etmek ve numaralanmış tezler halinde yapılan bölümlemenin az çok sakladığı sistematik konumlanmayı ortaya çıkarmakla sınırlayacağız.
Dünya bir çeşitlilik ve bir ahenktir. Onu olduğu gibi görebilmek için hem ayrıntılarını seçmek hem de birliğini kavramak gerekir. Bu çifte bilgiyi elde etmek içinse, en yüksek görüş açısına, bizzat Tanrı’nın baktığı noktaya en yakın açıya yerleşmeyi başarmak gerekir. Monadoloji bu görüş açısını belirler ve bize, oraya yerleşmiş bulunan gözlemciye göründüğü haliyle dünyanın bir taslağını verir.

Bu eserde üç bölüm ayırt edilebilir:
1. Monadlar ya da şeylerin ana unsurları (§ 1’den § 36’ya);
2. Tanrı (§ 37’den § 48’e);
3. Nedeni bakımından, yani Tanrı’yla kavranan dünya. (§ 49’dan § 90’a).
Böylece seyir ilkin yükselen bir hat izler, yaratılanlardan Tanrı’ya doğru gider, sonra aşağıya iner, Tanrı’dan yaratılanlara doğru ilerler. Yine denilebilir ki Leibniz’in felsefesi önce geriye (regressive) sonra ileriye (progressive) doğrudur.
I. MONADLAR- Monadlar, 1. doğaları bakımından (§§ 1-17); 2. Mükemmellik dereceleri bakımından (§§18-36) irdelenebilirler.
Monadların doğası: Monadların doğası önce dışsal açıdan, sonra içsel bakımdan belirlenebilir.
Dışsal bakımdan monad yalındır, basittir, uzamsızdır, yer kaplamaz, sekli yoktur, bölünmezdir, doğal olarak başlamaktan ve sona ermekten, yani vücuda gelmekten ve yok olmaktan acizdir, içinde başka bir yaratık tarafından değiştirilemez, dönüştürülemez (§§ 1-7).
İçsel bakımdan, monad birlik içinde bir çokluğun algısına (perception) ya da temsiline (représentation) sahiptir, daha az seçik algılardan daha seçik algılara geçme iştahını (appétition) ya da eğilimi gösterir. Böylece cismani olmayan bir otomat gibidir. (§§ 8-17).
2. Monadların mükemmellik derecesi. Monadlar algılarının az ya da çok seçik niteliği tarafından belirlenen mükemmellik dereceleri içerirler. Başlıcaları şunlardır:
a) Genel anlamda algı ve iştahaya sahip, hafızası olmayan Monad ya da arı ve yalın entelekya.[2] Bitkilerin yaşamı böyledir. (§§ 18-24).
b) Bellekle donatılı Monad ya da hayvanlarda var olduğu haliyle ruh (âme). Bu varlıklar aklı taklit eden ampirik eylemler dizisine muktedirdir ama bizzat akıl seviyesine çıkamazlar (§§ 25-28).
c) Akıl (raison) ya da ebedi hakikatlerin (vérités éternelles) bilgisiyle donatılı ve netice itibarıyla idrak/farkındalık (aperception) veya bilinç sahibi Monad. Böyle bir Monad’a zihin (esprit) denir ve bize insanda verilidir (§§ 29-30).
Muhakemelerimiz ya da aklımızın işlemleri iki büyük ilkeye dayanır[3]: Çelişki (contradiction) ve yeter sebep (raison suffisante), bunlar birlikte mümkün tüm hakikatlerin indirgenebileceği iki tür hakikate tatbik edilir: Akıl hakikatleri(vérités de raisonnement) ve olgu hakikatleri (les vérités de fait) (§§ 31-36).
II. TANRI - Tanrı’ya ilişkin doktrin iki kısma ayrılabilir: 1. Tanrı’nın varlığı §§37-45; 2. Tanrı’nın doğası §§ 46-48.
1. Tanrı’nın varlığı. Tanrı’nın varlığı aklın iki ilkesi ve iki tür hakikat teorisinden hareketle ispatlanır. Bu ikili bir ispattır.a posteriori ve a priori.
A posteriori, bir Tanrı, kendinde nihai açıklamasını taşımayan zorunsuz/olumsal (contingent) olanın yeter sebebi olarak zorunludur (§§ 37-42).
A priori, 1. Bir Tanrı, özlerin ya da olanaklıkların, yahut kendilerinde bir gerçeklik olması itibarıyla ebedi hakikatlerin kaynağı olarak zorunludur (§ 43-44); 2. Tanrı, eğer mümkünse, yani Tanrı’nın tanımı çelişki içerimlemiyorsa, zorunlu olarak vardır (§ 45).
2. Tanrı’nın Doğası. Ebedi hakikatlerin kaynağı olarak Tanrı, Kartezyenlerin sandığı gibi iradesiyle (volonté) değil, yalnız anlayışıyla (entendement) eyler. Zorunuz hakikatlerin kaynağı olaraksa, tam tersine, Tanrı iradesiyle eyler; bu irade, geometrik değil ahlaki bir zorunluluk uyarınca, uygunluk (convenance) veya en iyinin seçimi ilkelerine uygun davranır (§ 46).
Yaratılmış monadlar Tanrısallığın sürekli [şimşek gibi] parlamalarından (fulguration) doğarlar (§§ 46-47).
Tanrı’daki güç/kudret (puissance), bilgi ve irade monadın üç ana unsuruna tekabül eder: özne ya da zemin, algı ve iştaha (le sujet veya la base, la perception, l’appétition) (§ 48).

III. NEDENİNDE KAVRANAN DÜNYA- Dünyaya dair tedrici doktrin iki kısma ayrılabilir. 1. Genel itibarıyla dünyanın doğası, yani evrensel ahenk ve iyimserlik (§§49-60); 2. Yaratılmış varlıkların teşekkülü ve hiyerarşisi (§§ 61-90).
1. Evrensel ahenk ve iyimserlik. Birinin mütekabil seçik algılara ve diğerinin mütekabil bulanık, karışık algılara sahip olması itibarıyla bir mahlukun eylediği (agir), bir diğerinin maruz kaldığı (pâtir) söylenir, yani biri diğerinde olup bitenin ne olduğunu a priori açıklayacak şeyi barındırır. Şeylerin birbirleri üzerindeki bu etkisi, yalın tözlerde, tümden idealdir. Bu etki, ilahi ön düzenlemeden ibarettir. Bir başka deyişle Tanrı, başlangıçtan itibaren, istisnasız tüm monadları, içlerinden birinin her bir seçik algısına, tüm diğerlerinde bulanık algılar tekabül edeceği ve bunun tersinin de geçerli olacağı bir şekilde düzenlemiştir; öyle ki her monad kendi görüş açısından tüm evreni temsil eder (§§ 49-52).
Bir mümkün evrenler sonsuzluğu vardır ve bu evrenlerden sadece biri var olabilir. Tanrı’nın seçimi, en iyi ilkesi uyarınca, mümkün çeşitliliklerin, bizzat ilahi fiat (ol)’dan önce, ezeli olarak kapsadığı mükemmelliklerin kıyaslanmasıyla belirlenmiştir. Tanrı hatsız yanılgısız, muhakkak ve kesinlikle mümkün en iyi dünyayı seçmiştir. Bu dünyanın mükemmelliği, en büyük düzenle mümkün en büyük çeşitliliğe dayanır (§§ 56-60).
2. Varlıkların hiyerarşisi. Bu bakımdan iki şey ayırt edebiliriz: a. Genel olarak yaratılmış varlıkların ana unsurları; b. Bu varlıkların ana dereceleri.
a) Yaratılmış her varlık için zorunlu ana unsurlar şunlardır: Birleşik bir beden ve merkezi bir monad ya da entelekya.
Bileşik olanlar yalın olanlarla benzerdir. Bunlar mekanik etki sayesinde monadların tamamen ideal karşılıklı etkisini taklit ederler[4]; öyle ki bir bedende/cisimde (corps) meydana gelen her değişime tüm diğer bedenlerde/cisimlerde eşdeğer karşıt bir değişim eşlik eder. Her beden/cisim böylece evrende vuku bulan her şeyi hisseder. Ve en seçik olarak ona özellikle tesir eden bedeni/cismi temsil etmek suretiyledir ki entelekya ya da ruh tüm evreni temsil eder.[5] Böylece doğada bedensiz ruh yoktur (§§61- 62).
b) Mükemmellik dereceleri açısından göz önüne alındığında yaratılmış varlıklar üst üste binmiş üç dünya oluştururlar: Canlıların dünyası, hayvanların dünyası ve zihinlerin dünyası (le monde des vivants, le monde des animaux, le monde desesprits).
Yalın canlılar şimdiden organik bedenlerdir/cisimlerdir, yani bölünme sonsuza kadar götürüldüğünde, daima çeşitlilik ve uygunlukla karşılaşılan bedenlerdir. Her şey canlılarla doludur, doğada ölü hiçbir şey yoktur.

Hayvanlarda, doğum ve ölüm, bir gelişme ve bir sarmalama, kuşatmadan başka bir şey değildir. Ruh ve bedenin birliği, bunların her birinin kendine has yasaları izlemesinden -yani ruh nihai nedenler yasasını, beden/cisim ise etken nedenlerin yasasını izler- ve bunların, etken nedenler egemenliği ile nihai nedenler egemenliği arasında Tanrı tarafından önceden tesis edilmiş ahenk uyarınca karşılaşmasından ibarettir. Bu, kesin olarak belirlenmiş, bizzat mekanik ilkelerinin doğal neticesi olan önceden tesis edilmiş ahenk sistemidir (§§ 63- 81).
Son olarak hayvanların üzerinde zihinler vardır, bunlar sadece evrenin değil aynı zamanda bizzat Tanrı’nın aynasıdırlar ve onunla bir nevi topluluğa girmeye muktedirlerdir. Tüm zihinlerin bir araya toplanması Tanrı kenti’ni oluşturur, yani iyinin ve kötünün adil, doğru mükafatını ve cezasını gördüğü ve iyilerin Tanrı’yı, sevilenin mutluluğundan zevk almaktan ibaret o arı hakiki aşkla sevdiği ahlaki bir dünyayı şekillendirirler. Ve bu ahlaki dünya ya da inayetin egemenliği, doğal dünya ya da doğanın egemenliği ile uyum içindedir, mimar Tanrı her bakımdan yasamacı Tanrı’yı ihtiva eder, öyle ki şeyler sonu bizzat doğanın yollarıyla inayete varır (§§ 84-90).
MONADOLOJİ (1714)
PRINCIPIA PHILOSOPHIÆ SEU THESES IN GRATIAM PRINCIPIS
EUGENII CONSCRIPTÆ
G. W. LEIBNIZ
1- Burada sözünü edeceğimiz Monad, bileşiklere giren, yalın/basit bir tözden başka bir şey değildir; yalındır, yani parçaları yoktur.[6]
2- Bileşikler varolduğuna göre yalın tözlerin de olması gerekir; zira bileşik olan, yalın olanların bir yığınından yahut bir araya gelmesinden başka bir şey değildir.
3- İmdi, parçaların olmadığı yerde ne uzam, ne şekil, ne de bölünebilme vardır. Ve bu Monadlar tabiatın hakiki Atomları, tek kelimeyle, şeylerin Öğeleridir.

4- Korkmayı gerektirecek herhangi bir bozulma/dağılma da yoktur; yalın bir tözün doğal olarak yok olabildiğini tasavvur etmenin hiç yolu yoktur.
5- Aynı sebeple yalın bir tözün doğal olarak başlayabildiğini/vücuda geldiğini tasavvur etmenin de hiç yolu yoktur, çünkü yalın bir tözün bileşim yoluyla oluşması mümkün değildir.
6- Böylece denilebilir ki Monadlar ancak bir anda başlayabilir/vücuda gelebilir, bir anda bitebilirler/varlıktan kesilebilir, yani ancak yaratma ile başlayabilir/vücuda gelebilir, yok olma ile bitebilirler/varlıktan kesilebilir; halbuki bileşik olan parçalarla varlığa gelir veya son bulur.
[1] Fransızca orijinali ilk kez 1840’da Erdmann tarafından Felsefi Eserler edisyonunda yayınlanmıştır.
[2] Entéléchie: Latince entelechia (Aristotelesçi dirimsel ilke anlamında “ruhun özü”) eski Yunanca ἐντελέχεια sözcüğünden gelir yani, (eylemsiz maddeye karşıt olarak) eyleyen ve etker enerji. Kelimesi kelimesine bir çeviri yapıldığında: ἐν - τελ - έχε - ια ; ἐν «içinde», τελ= «sınır», έχε= «sahip olmak, tutmak, muhafaza etmek» ve -ια öne eki ile: «sınırları içinde durmak» ya da «sahip olunanı muhafaza etme eylemi».
Kısacası Aristotelesçi felsefi gelenekte gücül halde, bilkuvve olarak bulunanın gerçekleşmesi, böylece varlığın yetkinliğini, mükemmelliğini bulması. Her varlığın erişmeye yöneldiği olgunluk durumu. Aristoteles Ruh üzerine’de şöyle der: Ruh, bilkuvve yaşama sahip organlarla donatılı doğal bir vücudun ilk entelekyasıdır. (Περὶ ψυχῆς; Perí psychḗs; De anima, II, I, §5). Leibniz ise Monadoloji’de şöyle açıklar: Entelekya adı tüm yalın tözlere ya da yaratılmış Monadlara verilebilir, zira bunlar kendilerinde belli bir mükemmellik (échousito entelés) taşır, onları içsel eylemlerinin kaynağı ve adeta cisimsel olmayan Otomatlar kılan bir yeterlik vardır (Leibniz, Monadologie, § 18)
[3] “İlke (principe) Diğerlerinin tabi olduğu temel önermedir; dolayısıyla ne türetilebilir ne ispatlanabilir. Akıl yürütmelerimiz iki büyük ilkeye dayanır: Çelişmezlik ilkesi; çelişen iki önermeden biri doğru diğeri yanlıştır. Belirleyici zemin ilkesi; hiçbir şey bir neden veya en azından bir belirleyici zemin olmaksızın meydana gelmez. Bir şeyin niçin gayrimevcut değil de mevcut olduğunu a priori olarak açıklayan zemin belirleyici zemindir. Bu tür zeminler genel olarak bizim için erişilmezdir.” Martine de Gaudemar, Leibniz Sözlüğü, Say Yay., 2012, çev. Aliye Kovanlıkaya, s. 67 vd.
[4] Leibnizci ruh Aristocu psyché ile akrabadır; her düzey canlıda vardır. Bitkisel ruh, hissedici ruh ve akıllı ruh farklı faaliyet derecelerine tekabül eder. Leibniz’de akıllı ruhun diğer ruhlarınkinden bambaşka bir doğadan olması gerekmez; zihnin meydana getiren şeyler ek kuvvetlerdir. Buna göre Leibniz doğacı helenizm ile Hıristiyanlık arasında bir sentez yapar. Leibniz’in ruh anlayışı cisme içkin olan bir hayat ilkesine öyle yakındır ki, Leibniz’in maddesi sanki canlı gibidir: Madde ruhlardan yapılmıştır; cisimler ise ruhların uzamlı ifadeleridir. Madde, onu oluşturan ruhların uzaysallaşan bir şeyi ifade etmesi manasında uzanır. Maddenin en küçük parçasında bile bir yaratılmışlar, entelektyalar, ruhlar dünyası vardır; her bir parçası bitkilerle dolu bir bahçe, balıklarla dolu bir havuz gibi düşünülebilir. Martine de Gaudemar, Leibniz Sözlüğü, Say Yay., 2012, çev. Aliye Kovanlıkaya, s. 114.
[5] “Cisim (corps) basit cevherler (monadlar) yığınıdır. Organik ise, özellikle tahsis edildiği ruhu sarmalar ve ifade eder. Organik cisimler ilahi makineler veya doğal otomatlar türünden şeylerdir; ruh veya entelektya ile beraber canlı varlığı tesis ederler. Cismin bütünü sürekli akış halinde olmasına ve cisme sürekli canlılar girip çıkmasına rağmen monad kendisine mahsus cismin entelektyasını oluşturur.” A.g.e. s. 29 vd.
[6] Bkz. Teodise, § 10 : “Önceden tesis edilmiş ahenk sistemi bu musibeti gidermeye en elverişli şeydir. Zira zorunlu olarak, tüm doğaya yayılmış yalın ve uzamsız tözler olması gerektiğini; bu tözlerin daima Tanrı dışında ötekilerden bağımsız olarak var olmak zorunda olduğunu, onların hiçbir hiçbir organik gövdeden bütünüyle ayrı olmadıklarını gösterir: Önceden tesis edilmiş ahenk sisteminin giderdiği musibet, abartılmış dingincilik (quiétisme) ve Spinozacı Panteizmdir. Dingincilik, “bize özgü olarak ait olanın yok olmasıdır” ama bu yok oluş monadlar sisteminde artık mümkün değildir çünkü her monad var edilemez, ve yalınlığıyla da yok edilemezdir; panteizm “dünyada tek bir töz tanır, bireysel ruhlar da onun sadece geçici değişimlerinden ibarettir”, oysa monadoloji, monadlar kadar çok töz koyar, yani belirsiz sayıda; ve bu tözlerin tek bir tanede bir olmak/karışmak şöyle dursun, dışarıya pencereleri olmadığını beyan eder. Aynı bölümün eşdeğerlisi yine Leibniz’in Principes de la Nature et de la Grâce başlıklı eserinde de bulunur. Monas, Yunanca bir kelime olup, ‘birlik’ (unité) ya da ‘birolan’ anlamına gelir.
Çeviren: Murat Erşen


