Tolstoy mu Dostoyevski mi?
- 12 saat önce
- 5 dakikada okunur
Georg Steiner & Georges Bortoli
(05/10/1963)
Edebiyatımızda üç çok büyük uğrak olmuştur: Yunan uğrağı, Yunan trajedisi, Shakespeare uğrağı ve Rus romanı ki bu uğrak tuhaf biçimde çok kısa sürmüştür, değil mi? Gogol ile başlayıp Dostoyevski'yle sona eren 60 yıl…
06/26 | Kitap

”İnsanların ruhları arasında iki örüntü,
iki tip belirlenebilir:
Tolstoy’un ruhuna eğilimli olanlar,
Dostoyevski’ninkine eğilimli olanlar.”
Nikolay Berdyayev
Georges Bortoli: George Steiner hem kitabınızda yazıyorsunuz hem de kitabın üzerindeki şeritte slogan cümle olarak yer alıyor, diyorsunuz ki: “Bir insana Tolstoy’u mu yoksa Dostoyevski’yi mi tercih ettiğini sorun, yüreğindeki sırrı tanırsınız” Neden Tolstoy ve Dostoyevski hakkında yazdınız?Adeta sınıflandırılması imkansız sınır bir vaka, bir test.
George Steiner: Bizi adeta seçmeye zorlayan sanat eserleri vardır, çünkü boğazınıza yapışıp nefesinizi keserek âdeta şunu söylerler: “İşte dünyaya, tanrıya, dünyadaki varoluşunuza dair bir görüş, seçimizini yapın:” Birbirine karşıt görüşlerimiz var. Ama benim için romanın bu iki devidir söz konusu olan, ki roman sonuçta en üstün çağdaş biçimdir, epik şiirin ve trajik dramın ardından gelen formdur. Bizler deyim yerindeyse roman asrında ya da ikinci roman asrında yaşıyoruz, bunlar da bu formun iki büyük üstadı. Her ikisine de büyük değer verebilsek bile sanırım her insan kendi içinde birinden ziyade diğerini seçer. Belki meseleyi basitleştirmek için şöyle diyebiliriz: bi yanda akılcılık var ve öte yanda akıldışı. Kabaca söylersek, Dostoyevski tüm dünyaya şöyle der: Eğer adaletin krallığını yeryüzünde istiyorsanız, aklın krallığını istiyorsanız, yıkıma, gayriinsani olana, Ecinniler'deve Karamazov Kardeşler'de öngörmüş olduğu temerküz kamplarının dünyasına varırsınız ama Tolstoy “hayır” der, insanın ve Tanrı'nın krallığını burada kurmak gerekir, eğer göğü/cenneti, aşkın olanı düşünerek bu dünyayı savuşturursanız o zaman adaletsizliğe varırsınız. Böylece iki karşıt çözümle, birbirine gayet düşman iki zıt çözümle karşı karşıya kalırsınız. İkisini birden eşit şekilde kabul etmek mümkün değildir. Sanırım içgüdü, akıl ve, duyarlık temelinde bir seçim yapıyoruz
Georges Bortoli: Peki iki Rus'u seçmenizin sebebi tam olarak nedir?
George Steiner: Çünkü bence bunlar romanın devleridir; bu formun bizzat sınırlarını belirleyen, tanımlayan devlerdir, Edebiyatımızda üç çok büyük uğrak olmuştur: Yunan uğrağı, Yunan trajedisi, Shakespeare uğrağı ve Rus romanı ki bu uğrak tuhaf biçimde çok kısa sürmüştür, değil mi? Gogol ile başlayıp Dostoyevski'yle sona eren 60 yıl… Neredeyse her sene çıkan şaheserlerle şimşek gibi çakmıştır. Shakespeare ve on-on iki çok büyük çağdaşın zamanında olduğu gibi, bu uğraklar genelde kriz zamanlarıdır. Devrimin yaklaştığı ya da medeniyetin çöktüğü bir zamanda edebiyat sanki bu kaygı yükünü, bunların evrimlerini taşımıştır, felsefenin soyut biçimde sorduğu büyük soruları edebi tarzda canlandırmıştır. Hem Tolstoy hem de Dostoyevski romanın Sofokles'e, Akhilleus'a, Shakespeare'e direnebileceğini göstermiştir,

Georges Bortoli: Yine de siz sanki romanın, büyük romanın Rusya'dan başka yerlerde, aynı zamanda örneğin Fransa'da doğduğuna ve yaşadığına inanıyorsunuz.
George Steiner: Fransız romanı bütünüyle seküler büyük roman olmak yönünde karar kılmıştır, yani Balzac dahiyane dünyasını yaratırken, burjuvazinin, köylülerin dünyasıdır bu, Tanrısız bir dünyadır. Tanrı sorununa ucundan dokunur ama Serapthita, Jésus-Christ en Flandre gibi çok kötü kitaplarında. Proust'ta bir red vardır, dilerseniz dehanın reddi deyin, ama cennete ve cehenneme kapı aralamak başka bir şeydir; ayaklarında çorap Mitya Karamazov'u düşünün, Tanrı tavandadır, ruhuyla ulur, böyle bir şey Proust'ta yoktur, ne de kirli çoraplar, ayakkabılar vardır; evet Proust'ta kir pas vardır ama asla zevksizlik barındırmaz, ne de Tanrı vardır. Naifçe basitleştirerek söylersek, çoraplar ve Tanrı’nın mevcudiyeti kol kola gider, bunlar Shakespeare’de yan yanadır, büyük epik şiirde yan yanadır ve yine Rus romanında da böyledir. Fransız romanının Madame Bovary'yi yaratması dikkat çekicidir. Tolstoy buna Anna Karanina ile cevap vermiştir, Fransız Romanı siyasi taraflarıyla ve Napolyonları ile Kızıl ve Kara’yı ya da Parma Manastırı’nı çıkarmıştır. Tolstoy Savaş ve Barış ile ve Dostoyevski Ecinniler ile karşılık vermiştir.
Georges Bortoli: Peki güncel Fransız romanı hakkında ne düşünüyorsunuz?
George Steiner: Bu neredeyse üslubun, kadansın ve dilin özerkliğinin insani muhteva üzerindeki zaferinin sona erişidir. Gördüğüm o ki yakında Fransız romanı bize, kedilerin, sandalyelerin, masaların kendi aralarında konuştuğu eserler sunacak. Böyle giderse, Yeni Roman dalgasının Goncourt ödülü alan son büyük Fransız romanı, boş/beyaz sayfadan ibaret bir roman olacak. Olacak olan bu. Güncel Fransız romanının üstadı Mallarmé ile başladı bu ve sonu sessizlik olacak. Deyim yerindeyse güzel bir sayfa üzerinde sessizlik çok güzel olabilir.
Georges Bortoli: Bu bir Amerikalının bakış açısı, siz Amerikalısınız sonuçta.
George Steiner: Evet ama Fransa’da eğitim görmüş ve sahip olduğu edebi kültürü Fransa’ya borçu olan bir Amerikalının bakış açısı olduğunu umuyorum. Hayır, bunun okuyan ve bir tür çok yüksek havailiğin (frivolité) söz konusu olduğuna inanan bir insanın bakış açısı olduğuna inanıyorum; çok güzel ve biçimsel olarak çok ilginç, ama romanı insani sesten, insan bedeninin mevcudiyetinden boşaltan gayriinsani bir havailik, ki bunlar nihayetinde dilin temelidir, sonuçta müzik yapmıyoruz, Paul Klee’nin soyut sanatını yapmıyoruz, biz sözcüklerle iş görüyoruz, ve sözcükler insan sesinde var olur. İşte Tostoy ve Dostoyevski'nin asla unutmadığı şey budur, zevksizliğe, sıkıcılığa, gülünçlüğe, groteske düşme riskini aldıklarında bile… ama her şeye rağmen bu büyük riskleri alırlar. Fakat [Fransa’da] şimdi bize sundukları bu ince ve mükemmel kitapçıklarda eksik olan budur, zira nihayetinde çok kalın ve çok ince kitaplar arasındaki fark sadece teknikle ilgili bir fark değildir, bu fark neredeyse metafiziksel mahiyettedir. Çok ince kitaplar hâlâ [Madame de la Fayette’in] La Princesse de Clèves’idir, yaşamı reddediştir; zekâyla, sanatla, ne isterseniz deyin bir reddediştir, gelgelelim yaşam ince bir kitap değildir, korkunç derecede uzun, bulanık ve yoğundur. Tolstoy Savaş ve Barış’ı sonlandırmak bile istememiştir: iki epilog (kapanış), sekiz yeni bölüm… sanki zamanın ta kendisi ilerlemektedir, ve Dostoyevski devasa kitaplar yazar çünkü gerçeğe hep yeniden başlamak ister, unutmayalım ki Karamazov Kardeşler, öldüğü için yazamadığı bir dizinin ilk cildidir.

Bu yüzden, bu iki romancı öldükten sonra bile birbirlerine zıt
yerlerde durmaktadırlar. Tolstoy, epik geleneğin en önemli mirasçılarından
biridir, Dostoyevski ise, Shakespeare’den sonra gelmiş
en önemli dramatik yazar; Tolstoy’un zihni mantık ve gerçeklerle
ilgilidir, Dostoyevski akılcılığı aşağılar, büyük bir çelişki aşığıdır;
Tolstoy, toprağın, kırsalın ve pastoral tarzın yazarıdır; Dostoyevski
tipik kentli, dilde modern metropolü yaratan kişidir; Tolstoy,
gerçeğin peşinde koşarken çok aşırıya kaçarak hem kendini hem
çevresindekileri yok etmiştir, Dostoyevski, Mesih’e karşı olmaktansa
gerçeğe karşı olmayı yeğleyen, bütüncül anlayışlardan kuşku
duyan ve gizemi seven biridir; Tolstoy, Coleridge’ın deyimiyle
“sürekli olarak ahlak yolunda kalan”, Dostoyevski ise doğal olmayan
labirentlere dalan, ruhun dehlizlerinde ve bataklıklarında
gezinen biridir; Tolstoy, somut dünyayı adımlayan, somut yaşantıların
dokunulabilir niteliğini ve duyularla algılanabilir gerçekliğini
aktaran bir dev, Dostoyevski sanrıların, hayaletlerin sınırında
gezinen, sonunda yalnızca bir düş olduğu anlaşılabilecek şeytani
ayartmalara her zaman açık biridir; Tolstoy, bir sağlık ve Olympos
canlılığı timsalidir, Dostoyevski ise hastalığın ve cinler tarafından
ele geçirilmenin yüklediği enerjilerin toplamıdır. Tolstoy, insanlığın
sonunda varacağı yeri tarihsel olarak ve zamanın akışı içinde
görmüştür, Dostoyevski ise kendi çağında ve dramatik anın canlı
durgunluğunda; Tolstoy mezarına Rusya’da ilk kez yapılan laik
bir cenaze töreniyle konmuştur, Dostoyevski ise Petersburg’daki
Alexander Nevski Manastırı’nın mezarlığında Ortodoks kilisesinin
ağırbaşlı bir cenaze töreniyle toprağa verilmiştir; Dostoyevski
Tanrı’ya inanan bir insandır, Tolstoy ise ona gizlice meydan okuyanlardan
biri.
Çeviren: Murat Erşen


