Ortak Bağışıklığa Doğru
- Balkır Uysal
- 5 saat önce
- 11 dakikada okunur
Balkır Uysal
Esposito, Foucault’nun modern iktidarın yaşamı üretme ve düzenleme kapasitesine yaptığı vurguya sadık kalsa da biyopolitikanın yalnızca ölümcüle, dışlayıcı olana veya olumsuza indirgenemeyeceğini savunur. “Amaç, Nazi ölüm politikasını tersine çevirecek, yaşam üzerine değil yaşam politikası olarak olumlayıcı bir biyopolitikanın ana hatlarını çizmektir.”
02/26 | Kitap

İnsanları bir arada tutan veya topluluğu kuran şeyin ne olduğuna dair eski zamanlardan beri tartışılagelen sorular, muhakkak ki onu çözen, dağıtan, yok eden şeyin ne olduğuyla beraber ele alınmıştır. Roberto Esposito’nun Communitas’tan (1998)[1] sonra kaleme aldığı Immunitas (2002)[2] eseri işte bu mesele üzerine kuruludur.
Hatırlarsak, Esposito’nun Communitas’taki çıkış noktası, topluluğun ortak bir şeye sahip olduğumuz yer değil, birlikte bir eksikliğe maruz kaldığımız yer olduğuna ve bizi birbirimize bağlayan bir “munus” -yani telafi edilmesi gereken borç ya da armağan- temelinde kurulduğuna dair tespitiydi. Bunu da etimolojik bir soruşturmayla başlatıyordu: Topluluğu ifade eden communitas, birisine ait olma (proprio) durumuna karşıtlık bağlamında anlam kazanır. Diğer bir deyişle, özel olanın bittiği yerde başlayan şeydir. Müşterek olan (commune) ise birine değil, herkese ait olandır. Bu nedenle ‘özel’e karşı ‘kamusal’ı, ‘tikel’e karşı ‘genel’i (aynı zamanda ‘kolektif’i) ifade eder. Terimin türediği munus ise kendi içinde tümüyle homojen olmayan üç farklı anlam (onus, officium ve donum) arasında salınır. Bu anlamlar, terimin başlangıçtaki kamusal/özel karşıtlığını gölgede bırakacak şekilde, bütünüyle ödev ya da yükümlülük fikrine bağlanabilir bir kavramsal alanı öne çıkarır (1998, X-XI).

Cicero, De Officiis eserinde yükümlülük “sayesinde insanın insanla birlikteliğinin ve ortak yaşamın mümkün olduğunu”[3] (1.20: qua societas hominum inter ipsos et vitae quasi communitas continetur) ifade eder. Adalet bahsini bitirip konu cömertliğe geldiğinde de “yaşamda tesis ettiğimiz ortaklığa ve birlikteliğe, üstlendiğimiz müşterek yükümlülüklere bakılmalıdır; bunların hepsinin bir araya gelmesi en iyisidir”[4] (1.45: in quem beneficium conferetur, et animus erga nos et communitas ac societas vitae et ad nostras utilitates officia ante collata; quae ut concurrant omnia, optabile est) lafzıyla yine insanların birbirine bağlılığı/ortak yaşamı anlamında communitas kavramını kullanır.
Esposito’nun doğrudan atıf yapmadan andığı Cicero’nun bir söylevinde geçen “Ey Grai’ye karşı immunes!” sözüne dair Bobbio tefsircisinin yaptığı şerhte yer alan “eli açık ve ihsan sahibi olanların cömert olduğunun söylenmesi gibi, immunes’in de nankör (ingratos) olduğunu söylemek gerektiği”[5] vurgusu ise communitas ile immunitas arasındaki karşıtlığı yansıtan keskin bir ifadedir. Ancak belirtmek gerekir ki Esposito bu ikisi arasında mutlak bir karşıtlık kurmaz, daha çok diyalektik (bazen de aporetik) bir ilişki görür. Madalyonun iki yüzü (doppio volto) gibidir.
Esposito, literatürde bir üçleme olarak nitelendirilen Communitas, Immunitas ve Bíos eserleri boyunca (ve diğer bir çok çalışmasında) tekrar ettiği bu etimolojik soruşturma ile biyopolitika tartışmalarına yeni bir yön vermenin ötesinde, modern toplumun işleyiş mantığını anlamak için oldukça güçlü bir araç da sunar. Onun yöntemini ve düşüncesini tam olarak ortaya koyması bakımından özellikle Immunitas’ın son dönem siyaset felsefesi alanında yazılmış en zihin açıcı çalışmalardan biri olduğu söylenebilir.

Kaldı ki bugün bağışıklık olarak karşıladığımız immunitas’ın kavramsal yolculuğu üzerine biraz düşününce, sanki tarihte yaşanmış ve bugün anlamaya çalıştığımız her mesele bir şekilde onunla ilişkili ya da onun yardımıyla çözümlenebilir hissini oluşturur. Tabii bu hissin (ya da fikrin) şahsiliğini tasrihe lüzum yok ama yine de yazalım. Roma hukukçuları aslında communitas-immunitas meselesini topluluğun ontolojik yapısını kuran bir karşıtlık biçiminde görmemiştir. Esposito’nun yaptığı şey modern bir kavramsal dönüşümdür. Bu kavramları ontolojik-politik kategoriye dönüştürerek, Roma hukukunda olmayan bir gerilimi felsefi düzeyde yeniden kurar.
Latince sözlükler bize immunitas kelimesinin, anlamını, olumsuzladığı veya mahrum kaldığı şeyden, yani munus’tan alan, yoksunluk ya da olumsuzluk bildiren bir kelime olduğunu gösterir. Immunitas’ın anlamına, karşıtının yaygın anlamı incelenerek ulaşılabilir: Munus’un ifade ettiği bir görev ile –yetki, sorumluluk, yükümlülük (aynı zamanda karşılığı verilmesi gereken bir armağan anlamında da)– karşılaştırıldığında, tam tersine, immunis, hiçbir görevi ifa etmeyen birine atıfta bulunur (immunis dicitur qui nullo fungitur officio). Birisi muneribus vacuus (munus’tan azade) veya sine muneribus (munus’suz) durumunda ise yükümlülükten kurtulur, hariç tutulur, başkalarına yönelik vergi veya hizmet kalemlerinden “muaf olur”. (...) Öyle ki, immunitas’ın gerçek zıddının, yokluğu ifade eden munus değil; aksine, munus’u üstlenenlerin oluşturduğu communitas (topluluk) olduğu öne sürülebilir. Kısacası, eğer yoksunluk munus’la ilgiliyse, bağışıklığın anlam kazandığı zıtlık noktası, onun communitas biçiminde genelleştirildiği cum’dur.[6]

Esasen communitas kelimesi Roma hukukunda yer edinmiş özgün bir hukuki kavram değildir. Hukuk metinlerinde nadiren geçen bu kelime daha çok cum munus (yükümlülüğün birlikte paylaşılması) gibi ifadelerle siyasi-toplumsal bağlamda yorumlanır. Öte yandan immunitas, Roma hukukunda oldukça teknik ve kurumlaşmış bir terimdir. En temelde, bir kişinin vergi, askeri yükümlülükler ve çeşitli zorunlu kamu hizmetlerinden muaf tutulmasıdır. Bununla birlikte, toplumun küçük bir kesiminin (örneğin rahipler, senatörler vs.) edindiği ayrıcalıkları ve dokunulmazlıkları da ifade eden bir yönü vardır. Digesta 50.6’da “De iure immunitatis” başlığı altında söz konusu muafiyetler, dokunulmazlıklar ve ayrıcalıklar detaylandırılır. [7] Muhtelif bentlerde immunitas bize, belirli bir uzmanlık gerektiren meslek sahiplerinin yüklenilen kamusal işler karşılığında diğer yükümlülüklerden muaf sayılmasını anlatır. Öyleyse, bütünüyle karşılıksız bir yükümlülük devri söz konusu değildir. Mesele hukuki açıdan oldukça detaylıdır.
Hukuk terimi olarak immunitas, rutin görevlerden muaf tutulan, özel becerilere sahip, belirli bir Roma lejyoneri türünü (immunislejyonerleri) ifade etmek gibi askeri bağlamda da kullanılmıştır. Bu muafiyet, onların teknik uzmanlıklarını daha özgürce icra etmelerini sağlamak içindi. Ancak immunitas Roma toplumunda muafiyetten ibaret değildi. Bir ayrıcalık, herkesin uyması gereken bir kurala istisna olarak algılanan bir şeydi.[8] Elbette tarihte vergi muafiyeti ve dokunulmazlıklar söz konusu olduğunda bunun hukuki çerçeve ile sınırlandırılamayacak, iç karışıklıklara sebebiyet veren politik bir durum olduğu da açıktır. Dolayısıyla ayrıcalıkların birlikteliği, ortaklığı, topluluğu çözen yanı şüphesizdir.
Peki, bugünkü tıbbi anlamıyla bağışıklık ne zaman ortaya çıktı? Yaygın bilinenin aksine tıbbi kullanımı modern zamanlarda ortaya çıkmamıştır. Igea’nın çalışmasında detaylandırdığı gibi, Roma döneminde de kelime askeri alana girmeden önce sağlık ve hastalık alanında kullanımdaydı. Immunitas’ın hastalıktan azade olmak anlamındaki ilk yazılı kaydı, M.S. 60 civarında Lucanus tarafından yazılan destansı şiir Pharsalia’da bulunur. Bir Kuzey Afrika kabilesinin, bölgenin doğası gereği yılanlarla iç içe yaşamalarından kaynaklı yılan zehrine bağışıklık kazanmaları immunis sıfatı kullanılarak anlatılır: “Natura locorum iussit ut immūnis mixtis serpentibus essent”. Ancak antik dönemde bulaşma kavramının ve bağışık olmanın bugün modern tıbbın ortaya koyduğundan hayli farklı olduğunu, örneğin miyazma teorisini vs. dikkate alarak düşünmek gerekir. Kavramın bu alanda kullanımı epey eski olsa da mevcut bağlamı modern zamanlarda gelişmiştir.

Modern bağışıklık kavramının yani resmi anlamda immünolojinin kökeni olarak kabul edilen şey, on sekizinci yüzyılın sonlarında Edward Jenner (1749-1823) tarafından uygulanan çiçek aşısıdır. Yazılarında bağışıklık kelimesini veya türevlerini kullanmasa da Jenner’ın prosedürünün genelleştirilmesi bir dönüm noktası oldu.[9] Esposito’nun altını çizdiği gibi, “kavramı yeniden inşamız açısından önemli kılan nokta, önce Jenner’in çiçek aşısını keşfetmesiyle, ardından Pasteur ve Koch’un deneyleriyle birlikte gerçek anlamda tıbbi bakteriyolojinin doğuşuyla on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllar arasında kendi içinde geçirdiği dönüşümdür.”[10]Tabii çiçek aşısının bahsi geçtiğinde hemen Foucault’nun 1978 derslerindeki biyopolitika analizi akla gelecektir. Doğrusu, Esposito’nun tartışmasının temelleri de buralarda başlar.
Esposito’yu ilgilendiren temel geçiş, “doğal bağışıklık”tan “kazanılmış bağışıklığa” geçiştir. Bu geçişin merkezinde, zayıflatılmış bir enfeksiyon formunun, aynı türden daha ölümcül bir enfeksiyona karşı koruma sağlayabileceği fikri yatar. Ölümcül olmayan miktarlarda virüslerin aşılanması, vücudun patojenik etkilere karşı antikor üretmesini uyarır. Bu fikrin felsefi sonucu, korumanın doğrudan ve olumlu bir eylemle değil, dolaylı ve olumsuz bir stratejiyle sağlanmasıdır.
Altını çizmemiz gereken ilk unsur, bağışıklığın kendisini eylem şeklinde değil, daha ziyade tepki olarak sunmasıdır; kendi başına bir güç olmaktan çok, başka bir gücün ortaya çıkmasını engelleyen bir geri tepme, bir karşı güçtür. O halde, bağışıklık mekanizması, işlevini ancak bertaraf etmeyi amaçladığı tehdidin varlığı dolayımıyla kurar. Ve bu sadece bağışıklığın gerekliliğinin enfeksiyon riskinden kaynaklandığı anlamına gelmez –çünkü profilaktik (önleyici) tedbiri meşrulaştıran şey tam da bu risktir. Aynı zamanda daha zorlu bir şekilde, tamamen karşı çıktığı unsurun kullanılması yoluyla işleyen bir şeydir. Korunması gereken tehdidi kontrollü bir biçimde yeniden üretir.[11]
Zaten kitabın özünü oluşturan yaşamın korunması ve olumsuzlanması arasındaki ilişki de burada belirir. Söz konusu homeopatik mantık, bağışıklamanın paradoksal yapısını ortaya koyar. Yaşam, kendi sürekliliğini sağlamak için gelişimini sınırlayan ve onu tehdit eden hiçliğin bir parçasını bünyesine katmak zorundadır. “Yaşam, kendini ancak ölümün soluğunu ensesinde hissettikçe sürdürebilir.”[12]

Esposito salgın, göç, savaş gibi olguları ortak bir anlam ufkuna taşıyan yorumlayıcı bir kategori olarak "bağışıklama” (immunizzazione) kavramını önerir. Risk karşısında geliştirilen koruyucu bir tepki olarak bağışıklamanın, modern toplumsal sistemlerin eksenini oluşturduğunu gösterir. Ona göre bağışıklama ihtiyacının modern dünyada bu denli merkezî bir konuma gelmesinin temel nedeni, “bulaşma” (contagio) mefhumuyla alakalı biçimde, sınırların sürekli ihlal edilme riskidir. İster bir salgın nedeniyle zayıf düşen biyolojik beden, ister şiddet içeren bir müdahaleyle karşı karşıya kalan politik beden olsun, tehdit her daim içerisi ile dışarısı, kendine ait olan ile yabancı, bireysel ile ortak olan arasındaki sınırda konumlanır. Bu “bulaşma” dinamiği, modern dünyada hem hızlandırıcı hem de genelleştirici bir nitelik kazanmıştır. Salgınların yayılma hızı veya küresel göç dalgalarının yarattığı baskı, toplumsal dengenin yeniden kurulması için sürekli bir bağışıklama ihtiyacı üretir.
Hukuk da topluluğu kendi içindeki “bulaşma” riskine, yani üyeleri arasındaki potansiyel çatışmalara karşı koruyan temel bağışıklık dispozitifidir. Hukuku tehdit eden şey şiddetin kendisi değil, onun “dışarısı”dır. Bu nedenle hukuk, “hukuk dışı” şiddeti kendi varlığını korumak için kendi içine dâhil etmek, yani ”dışsal olanın içselleştirilmesi” sürecini işletmek zorundadır. Yaşayanların kurban edilmesi yoluyla yaşamın sürdürülmesinden ibaret -olumsuzlayan bir şeyin ona dâhil edilmesiyle korumayı sağlayan- bir “kurban mekanizması”dır.[13]
Dinin bağışıklık[14] işlevi de biri kurtarıcı diğeri sınırlayıcı iki temel vektör üzerinden işler. Sacer kavramı ilahi olanla dolu, hayat veren, bereketli bir gücü ifade ederken; sanctus kavramı teması yasaklanmış, ihlallere karşı korunmuş bir sınırı belirtir. Sanctus, kutsal olanı (sacer) dünyevi olandan ayıran ve onu her türlü temastan arındıran ikili işleve sahiptir. Dinin bağışıklık mantığı, bu iki unsurun birleşimindedir. Yaşam ancak onu sınırlayan ve yasaklayan bir norm (sanctus) aracılığıyla korunabilir. Bu bağışıklık mantığının politik teolojideki en önemli figürlerinden biri katéchon’dur. Katéchon, kötülüğü ve yasa tanımazlığı (anomia) yok etmek yerine, onu ”içeride tutarak, muhafaza ederek” dizginleyen bir güçtür. Carl Schmitt’in yorumladığı gibi, katéchon kötülükle yüzleşir ama bunu onu barındırarak yapar; onu sınırlar ama yok etmez, çünkü kendi varlığı da kötülüğün varlığına bağlıdır. Bu çift yönlü durum, onun hem koruyucu hem de nihai kurtuluşu (ilahi parousía’yı) erteleyici bir figür olmasını sağlar. O, Hıristiyan bedenini tehdit eden şeye karşı onu koruyan, ancak bu korumayı tehdidin kendisinden beslenerek sağlayan bir antikordur.[15]

Koruma mekanizmasının, koruması gereken “benliğe” saldırdığı ”oto-immünite” olgusu ise Esposito’nun tartışmasının nihai ufkundadır. Bağışıklık mantığının aşırıya kaçtığında nasıl bir tehdide dönüşebileceğini gösterir. Oto-immünite, biyolojik olarak bağışıklık sisteminin “benlik” ve “öteki” ayrımını yapma yetisini kaybederek vücudun kendi sağlıklı dokularına saldırdığı bir durumu tanımlar. Söz konusu olan bir tür iç savaştır. AIDS gibi hastalıklar, bağışıklık sisteminin çöküşünü temsil ederken, oto-immün hastalıklar sistemin aşırı aktif hâle gelerek kendine zarar vermesini ifade eder. Esposito’nun metninde kullanılan askeri metaforlar, bu durumu çarpıcı bir şekilde özetler: Savunma güçleri, düşmanla müttefiki ayırt edemeyerek kendi topraklarını bombalamaya başlar.[16]
Esposito, bu biyolojik olguyu güçlü bir felsefi ve politik metafor olarak kullanır. Bağışıklık mekanizması (örneğin aşırı güvenlik önlemleri, özgürlüklerin kısıtlaması, katı sınırlar) aşırıya kaçtığında, korumaya çalıştığı bir aradalık formunu yok edebilir. Koruma, korunması gereken şeye karşı bir tehdide dönüşür. Böylece topluluk, kendi bağışıklık sistemi tarafından hastalandırılan bir organizma hâline gelir.
Ancak buradaki risk, Pezzano’nun ifade ettiği gibi, immunitas kavramını communitas’ın yalnızca nihilist bir karşıtına dönüştürmek; birincisini, ikincisinin saf olumlayıcı yapısına ait olmayan bir olumsuzu onun içine sokma girişimi olarak anlamaktır. Oysa Esposito açısından olumsuz, topluluğun kurucu bir niteliğidir. Ancak bu olumsuz[17], inkâr edilmesi, ondan korunulması ya da ona karşı bağışık hâle gelinmesi gereken bir olumsuz olarak değil, içinden geçilerek “ikamet edilmesi” gereken bir olumsuz biçiminde düşünülmelidir.”[18]
Bu noktada Esposito, Foucault’nun modern iktidarın yaşamı üretme ve düzenleme kapasitesine yaptığı vurguya sadık kalsa da biyopolitikanın yalnızca ölümcüle, dışlayıcı olana veya olumsuza indirgenemeyeceğini savunur. “Amaç, Nazi ölüm politikasını tersine çevirecek, yaşam üzerine değil yaşam politikası olarak olumlayıcı bir biyopolitikanın ana hatlarını çizmektir.”[19] Demek ki “biopolitica affermativa” dediği şey, bu ölüm eksenli anlayışın tam karşıt yönünde bir politika düşünmek, yaşamı açan, çoğaltan, olumlayan bir çizgi geliştirmektir. Ona göre biyopolitika her zaman thanatopolitika -ölüm politikası- biçimine dönüşme riskiyle karşı karşıya olsa da bunların özdeş olduğu söylenemez. Yaşam politikası (politica della vita) her zaman yaşam üzerine politikaya (politica sulla vita) tepki olarak ortaya çıkar. Beden de bu çatışmanın merkezindedir.[20]

Esposito’nun olumlayıcı biyopolitika tasarımı, immunitas’ın içerme-dışlama üzerine kurulu mekanizmasını reddeder. Öyle bir reddir ki bu, büsbütün bir içermeye -daha doğrusu, içerme kavramının tümden terkine- bizi götürür. Artık içine dahil olunabilecek bir şey yoktur (aksi hâlde dışlama hayaleti hep orada bir yerde varlığını sürdürürdü), geriye kalan yalnızca yaşamın kendisidir.[21] Bu noktada şunu sorar: yaşamı bir nesne değil de özne olarak ele alan bir politika nasıl düşünülebilir? Politika ile yaşamın karşılıklı etkileşim içinde olduğu bir çerçevede, Foucault’da belirsiz kaldığını iddia ettiği biyopolitika (biopolitica) ile biyoiktidar (biopotere) arasında ayrıma, hatta karşıtlığa işaret eden bir geçiş belirir. Bu yüzden soruyu revize eder: biyopolitikanın öznesi olmak ve olumlayıcı bir biyopolitika düşünebilmek mümkün müdür? Lakin söz konusu imkânı sınamak için mevcut biyopolitika ufkunun ötesine geçmek gerekir. Bağışıklama kategorisi, topluluk ile yaşamı negatif bir koruma mantığıyla birbirine bağlayan, bu yönde atılmış ilk adımdır.[22]
Esposito, bu yeni ufku “ortak bağışıklık” (immunità comune) kavramına taşıyacaktır. Kavram, oksimoron gibi görünse de tam da bu çelişkisiyle yeni bir “olumlayıcı biyopolitika” projesini ifade eder. Yani korumanın artık dışlama ve feda etme yoluyla değil, kapsama, dayanışma ve paylaşım yoluyla sağlanabileceği bir yere işaret eder. “Ortak Bağışıklık”, insanlığın karşı karşıya olduğu tarihsel dönemeçte -kendi ifadesiyle “insanlık tarihinde ilk kez, topluluk ve bağışıklığın örtüştüğü, bağışıklığın topluluğu kesen bir bıçak olmaktan ziyade, onun bizzat biçimi hâline geldiği bu geçiş döneminde”[23]- biyopolitiğin yıkıcılığını dönüştürme çağrısıdır.
Peki Esposito buradan nereye varmak ister ya da hangi meseleye doğru tartışarak ilerler sorusunun cevabı için ise son dönemde yazdığı “kurum üçlemesi”ni[24] incelemek gerekecektir.
[1] Roberto Esposito, Communitas: Origine e destino della comunità, Torino: Einaudi, 1998. (Türkçe çevirisi: Communitas: Topluluğun Kökeni ve Kaderi, Çev. Onur Kartal, İstanbul: İletişim Yayınları, 2018; İstanbul: NotaBene, 2024).
[2] Roberto Esposito, Immunitas: Protezione e negazione della vita, Torino: Einaudi, 2002. (Türkçe çevirisi: Immunitas: Yaşamın Korunması ve Olumsuzlanması, Çev. Balkır Uysal, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025).
[3] Cicero, Yükümlülükler Üzerine, Çev. C. Cengiz Çevik, IV. Basım, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, s. 11.
[4] A.g.e. s. 23.
[5] Esposito, Immunitas: Yaşamın Korunması ve Olumsuzlanması, s. 13.
[6] A.g.e., s. 11-13.
[7] Corpus Iuris Civilis, Volumen primum: Institutiones; Digesta, Ed. Paul Krueger ve Theodor Mommsen, Weidmann, 1928, s. 901-902.
[8] Juan Manuel Igea, “From the Old Immunitas to the Modern Immunity: Do We Need a New Name for the Immune System?” Current Immunology Reviews 11, 2014, (55-65), s. 57.
[9] A.g.e., s. 59-60.
[10] Esposito, Immunitas: Yaşamın Korunması ve Olumsuzlanması, s. 14.
[11] A.g.e., s. 14-15.
[12] A.g.e., s. 16.
[13] A.g.e., s. 48-49.
[14] Kelimenin ortaçağ boyunca teolojik formda önemli bir kullanımı da Immunitas ab errore ifadesinde, yani Kilise’nin veya Apostolik Makam’ın belirli karar ve tanımlarının, Tanrı’nın yardımıyla yanılgıdan korunmuş ve hata yapmaktan bağışık olması anlamına gelen teknik bir skolastik terimde karşımıza çıkar.
[15] Esposito, Immunitas: Yaşamın Korunması ve Olumsuzlanması, s. 77 ve 88.
[16] A.g.e., s. 219.
[17] Olumsuzlama ile karşıladığımız negazione’yi pekâlâ yadsıma olarak da çevirebiliriz. Bağlama göre Immunitas çevirisinde de kullanıldı. Ancak hem denklemin bir tarafında olumlayıcı olandan bahsettiği hem de kavramı negatifi (negativo) gözeterek kullandığı için genel olarak olumsuzlama tercih edildi. Bir de Pezzano’nun işaret ettiği gibi yadsımanın taşıdığı inkâr anlamı (Esposito’nun negare fiili ile vurguladığı kısımlar olsa da) işi biraz karıştırıyor. Nefiy ve menfi de tercih edilse aynı bahis geçerlidir. Şunu da belirtelim, Esposito’nun temel kavramlarını kullanış biçimi de her yeni eserinde bir öncekinden -bazen aynı eserinde bile- farklılaşabilmektedir.
[18] Giacomo Pezzano, “Comunità, immunità, alterità: una biopolitica affermativa e oltre umana?”, Trópos, 4.2, 2011, (167-184), s. 173.
[19] Roberto Esposito, Bíos: Biopolitica e filosofia, Torino: Einaudi, 2004, s. 11. (Türkçe çevirisi: Bíos: Biyopolitika ve felsefe, Çev. Onur Kartal, İstanbul: NotaBene, 2025).
[20] Roberto, Esposito, Beden Bakış Açısıyla Kişiler ve Şeyler, Çev. Balkır Uysal, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2023, s. 90.
[21] Pezzano, “Comunità, immunità, alterità: una biopolitica affermativa e oltre umana?”, s. 177.
[22] Roberto Esposito, “Biopolitica, immunità, comunità”, Politica della vita içinde (Ed. Bazzicalupo, Laura), Roma-Bari: Laterza, 2003, s. 129-130.
[23] Roberto Esposito, Immunità comune, Biopolitica all'epoca della pandemia, Torino: Einaudi, 2022, s. 177.
[24] Pensiero istituente. Tre paradigmi di ontologia politica, Torino: Einaudi, 2020; Istituzione, Bologna: Il Mulino, 2021; Vitam instituere. Genealogia dell’istituzione, Torino: Einaudi, 2023.
Kaynakça
Cicero, Yükümlülükler Üzerine, Çev. C. Cengiz Çevik, IV. Basım, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.
Corpus Iuris Civilis, Volumen primum: Institutiones; Digesta, Ed. Paul Krueger ve Theodor Mommsen, Weidmann, 1928.
Esposito, Roberto. Communitas: Origine e destino della comunità, Torino: Einaudi, 1998. (Türkçe çevirisi: Communitas: Topluluğun Kökeni ve Kaderi, Çev. Onur Kartal, İstanbul: İletişim Yayınları, 2018; İstanbul: NotaBene, 2024).
Esposito, Roberto. Immunitas: Protezione e negazione della vita, Torino: Einaudi, 2002. (Türkçe çevirisi: Immunitas: Yaşamın Korunması ve Olumsuzlanması, Çev. Balkır Uysal, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2025).
Esposito, Roberto. “Biopolitica, immunità, comunità”, Politica della vita içinde (Ed. Bazzicalupo, Laura), Roma-Bari: Laterza, 2003, s. 129-130.
Esposito, Roberto. Bíos: Biopolitica e filosofia, Torino: Einaudi, 2004. (Türkçe çevirisi: Bíos: Biyopolitika ve felsefe, Çev. Onur Kartal, İstanbul: NotaBene, 2025).
Esposito, Roberto. Immunità comune, Biopolitica all'epoca della pandemia, Torino: Einaudi, 2022.
Esposito, Roberto. Beden Bakış Açısıyla Kişiler ve Şeyler, Çev. Balkır Uysal, İstanbul: Ketebe Yayınları, 2023.
Igea, Juan Manuel. “From the old immunitas to the modern immunity: Do we need a new name for the immune system?” Current Immunology Reviews 11, 2014, (55-65), s. 57.
Pezzano, Giacomo. “Comunità, immunità, alterità: una biopolitica affermativa e oltre umana?”, Trópos, 4.2, 2011, (167-184), s. 173.







