top of page


Kazuo Ishiguro Gibi Bir Çağdaş
Ishiguro devasa bir resim üzerinde çalışan bir ressam gibi. Resmin heybetli, yayılıp genişleyen tarzı bir katedralin tavanını ya da duvarlarını kaplayabilir. Uçsuz bucaksız bir zaman ve muazzam bir enerji isteyen tek bir eser. Hayat boyu sürecek bir iş. Birkaç yılda bir, bu resmin bir kısmını tamamlıyor ve bize gösteriyor.
Haruki Murakami


İnsanın İşi
Emeğe ve üretime yapılan vurguyu bir kenara bırakmak ve eylemsizliğin değilse de en azından, her edimde kendi shabbat’ını gerçekleştiren ve her işte kendi etkinliksizliğini ve kendi potansiyelini sergilemeye kadir bir çalışmanın figürü olarak çokluğu düşünmeye girişmek zorunlu olacaktır.
Giorgio Agamben


Başkaldırının doğru kullanımı: Peki, öfke nereye gidiyor?
Ayaklanma, başkaldırı, isyan: Öfkenin ateşi, şenlik ile şiddet arası, neşe ile hınç arası öngörülmedik bir olaya yol açar; bu öfke, eğer kendisine başkaldırılan otorite tarafından öylece ezilmediyse ya da kanalize edilmediyse, daima çatallanmaya ya da yolundan çıkmaya elverişlidir. Yani başkaldırı özgürleşmenin eşanlamlısı değildir.
Georges Didi-Huberman


Jest Üzerine Notlar
Doğallık mefhumundan tamamen yoksun insanlar için, her bir beden hareketi bir yazgı haline gelir. Ve beden hareketleri, görünmez güçlerin etkisi altında serbestliklerini ne kadar kaybederse, yaşamı çözmek de o kadar zorlaşır.
Giorgio Agamben


Olmak ve Yaşamak
O halde yok edelim Varlığı. Kısırlık yoluyla. İşlemeyen her organ körelir. Varlık dehadır: Fışkırmazsa ölür. Ama Eserler bariyerleri aşar, her ne kadar, düştüklerinde, sesim sayesinde onlara başkalarının kulak zarının kaygısını sunmayı hor görsem de.
Alfred Jarry


Yeni Dünyaların Keşfi: Seyahatin Politikası ve Mekânın Metaforları
İnsanın yolunu kaybetmesi bir şans meselesi olabilir. Ama bu sinemasal anda sahnelenen şey “tesadüf” değildir. Yeniden tasvir, yeniden biçimlendirme gücüdür, ilk yolculuğun -mutlu yolculuğun- izleri üzerinden geçip onları bulanıklaştırma gücüdür.
Jacques Rancière


Didi-Huberman Foucault'yu Anlatıyor
Foucault’yu okumaya tutkuyla başlamıştım ve üslubunun güzelliği -bu onun başka bir yanıydı- beni kendimden geçiriyordu. Olağanüstü bir yazardı. Kanıt mı? Bilginin Arkeolojisi üstüne notlar almaya çalışırken, neredeyse bütün kitabı baştan yazmıştım. Cümlelerini bozamadım. Kesilip birbirinden ayrılamayacak kadar güzeldiler.
François Caillat


Düzlükler
Düzlükler’in çağrışım alanı da son derece geniş: Görünmez Kentler, Kafka’nın kıpkısa öyküleri, Borges’in alegorileri, Karasu’nun masalları, çayırın belirli bir parçası üzerine spekülasyonlar gerçekleştiren Bay Palomar…
Cem İleri


Ölüm Hastalığı, Tekrar
Kitap nesnesi ile metnin kendisini birbirinden ayırarak düşünmem gerekiyor galiba. Bu, beden ve ruhu birbirinden ayırmak gibi belki.
Ayşe Görkem Kozanoğlu


Deleuzecü Estetik Diye Bir Şey Var mı?
Deleuze için hakikat, duyulur olanın ardındaki ya da üstündeki idea değildir. Hakikat saf duyulur olandır, doxa’nın “ideaları”na karşı çıkan koşullanmamış duyulur olandır. Koşullanmamış duyulur olan, adalet ya da çöl diye adlandırılan şeydir. Eser, çöle yürüyüştür.
Jacques Rancière


Kırk Dokuz Basamak: Walter Benjamin'e Dair
Benjamin’i tümüyle darmaduman olmuş, yıkıma sürüklenmiş, günah zincirlerine dolanmış bir doğa vizyonuna sahip, kabalacı bir kazazede olarak zihnimizde tasarlayalım. Bu öyle bir doğa ki, artık şeylerin üstüne yazılmış, Hz. Adem’in okuyabileceği tarzda, parıldayan harfler sunmayan, bunun yerine Babil usülü karmaşık işaretlerden ibaret, sonsuza dek bozulmuş bir metin.
Roberto Calasso


Çok Komik: Mizahın Felsefi Tarihine Bir Bakış
Felsefenin, bir söylem olarak, kendisine direnen şeylerle yüzleşmesi ve ardından bu direnç ve çekim oyununda neler olduğunu izlemesi fikri beni her zaman içine çekmiştir. Son birkaç yıldır odaklandığım üç şey mizah, şiir ve müzik.
Simon Critchley


Ortak Bağışıklığa Doğru
Esposito, Foucault’nun modern iktidarın yaşamı üretme ve düzenleme kapasitesine yaptığı vurguya sadık kalsa da biyopolitikanın yalnızca ölümcüle, dışlayıcı olana veya olumsuza indirgenemeyeceğini savunur. “Amaç, Nazi ölüm politikasını tersine çevirecek, yaşam üzerine değil yaşam politikası olarak olumlayıcı bir biyopolitikanın ana hatlarını çizmektir.”
Balkır Uysal


Bir Metro Haritası Olarak Tractatus
Gál'ın Tractatus'unun yirmi yedi bölümü Burger'ınkinden hem daha iyimser hem de soyut, daha kompakt ve kapsam olarak daha geniştir ve tüm bu açılardan adını aldığı esere daha yakındır.
Ryan Ruby


Hovsep Vartanyan'ın Akabi Hikâyesi
Türkçe yazılmış ilk roman olarak bilinen Hovsep Vartanyan'ın Akabi Hikâyesi Aras Yayıncılık'tan çıktı. Betül Bakırcı'nın Ermeni harfli Türkçeden günümüz Türkçesinin standartlarına çevirdiği metnin daha önce Andreas Tietze tarafından yapılan akademik bir neşrini okumuştum.
Fatih Altuğ


Aşkınsal Edebiyat ve Aptallık Problemi
Aptallık, düşüncenin bir yapısı olarak henüz düşünemiyor olmaktır. Bu anlamıyla aptallık düşüncenin krizine işaret etmektedir. Çünkü düşüncenin ufku yerleşik değerlerce belirlenmiş ve böylece fark ve yenilik düşünülemez hale gelmiştir.
Emir Can Civelek


Yüz
Bana boşluklarını teşhir ederek arsızca bakabilirler, sanki ardında bu boşluğu tanıyan ve onu nüfuz edilemez bir gizlenme yeri olarak kullanan uçurumsu bir başka göz varmışçasına; ya da hayasızca, hiç çekinmeden, bakışlarımızın boşluğunda aşkın ve sözün geçmesine müsaade ederek.
Giorgio Agamben


Hermenötiğe Çok Kısa Bir Giriş
Hermeneutics: A Very Short Introduction kitabının yazarı Jens Zimmerman herkesin hermenötik hakkında bilmesi gereken 10 şeyi anlatıyor.
Jens Zimmerman


“Distorşın” Olarak Tekrar Okuma: Hannah Arendt, Geçmişle Gelecek Arasında
Nasıl geçmişteki okuma ile şimdideki okuma arasındaki karşılaşma, anlamı geleceğe açarsa, çeviride beliren kaymalar da orijinali tekrar okutur, üçüncü, dördüncü okumalara, çoğul titreşimlere dair arzuyu tetikler.
Toros Güneş Esgün


''Oraya Kendimi Koydum'' (Şairlerle Söyleşi)
... belgesel şiir, yazıyı sessizliğin yerine geçirme çabası olarak değil, tam tersine sessizliği içinde barındırma çabası olarak kullanır. Bu yaklaşım, sessiz yığınların özgün deneyimlerini ve ifadelerini koruyarak onları tarih anlatısına katma amacını taşır. Oraya Kendimi Koydum’da yapmaya çabaladığımız şey, sözlü tarih kayıtlarının şiirin dilinde özgün bir şekilde ifade edilmesi değildi. Belgenin sesini çalmak yerine ona saygı duyarak duyulur kılındığı bir örnek oluşturabil
Belma Fırat
bottom of page