top of page


Ortak Bağışıklığa Doğru
Esposito, Foucault’nun modern iktidarın yaşamı üretme ve düzenleme kapasitesine yaptığı vurguya sadık kalsa da biyopolitikanın yalnızca ölümcüle, dışlayıcı olana veya olumsuza indirgenemeyeceğini savunur. “Amaç, Nazi ölüm politikasını tersine çevirecek, yaşam üzerine değil yaşam politikası olarak olumlayıcı bir biyopolitikanın ana hatlarını çizmektir.”
Balkır Uysal


Travma İle Baş Etmenin Kolektif Oyunları: Wes Anderson'dan Asteroit Şehir
Wes Anderson'ın filmleri bizi iyi kurulmuş bir rüya aracılığıyla kendi rüyalarımıza güvenmeye, kendimizi rüyalarımıza bırakmaya davet eder. Üstelik, rüyayı övdüğü ve rüyada kalmayı önerdiği için değil; nasılı bize bırakılmış ucu belirsiz uyanmalar için.
Süreyyya Evren


Bir Metro Haritası Olarak Tractatus
Gál'ın Tractatus'unun yirmi yedi bölümü Burger'ınkinden hem daha iyimser hem de soyut, daha kompakt ve kapsam olarak daha geniştir ve tüm bu açılardan adını aldığı esere daha yakındır.
Ryan Ruby


Mimesisin Kurbanları: Ya Kelime Şeyi Resmetmeye Borçlu Değilse?
... yalnız Narkissus değil, edebiyat tarihinin bütün “kolay inanan çocukları” imgenin gündelik hayatı dönüştüren ve yavanlıktan, sıkıcılıktan kurtaran cazibesinin peşinden gitmeyi seçtiler.
Aslı Güneş


''Biz, Halk'': Toplanma Özgürlüğü Üzerine Düşünceler
“Biz” olan halk kendini temsil etmekten daha başka bir şey yapar, kendini halk olarak kurar; bu kendini yaratma ya da kendini kurma eylemi herhangi bir temsil biçimiyle aynı şey değildir.
Judith Butler


Sinemada Bakış: Lacan’ın “le regard” (gaze) kavramı ve bakma/görme’den (look, vision) farkı
Jean-Luc Godard 1968'de anlatıya son verdiğini ilan etti. Ona göre anlatı, seyirciler için ideolojik bir tuzaktan başka bir şey değildi, sonraki kariyeri de, görüntülerin radikal bir şekilde yan yana getirilmesi uğruna anlatının terk edilmesinin bir kroniği olmuştur, ancak Hollywood’un, hevesli seyircileri, bakışa ideolojik ihanetinin tuzağına çekmek için kullandığı fantazmatik anlatı mutlaka ideolojik değildir. Fantazmatik anlatı sinemanın politik savaş alanıdır.
Todd McGowan


Aşkınsal Edebiyat ve Aptallık Problemi
Aptallık, düşüncenin bir yapısı olarak henüz düşünemiyor olmaktır. Bu anlamıyla aptallık düşüncenin krizine işaret etmektedir. Çünkü düşüncenin ufku yerleşik değerlerce belirlenmiş ve böylece fark ve yenilik düşünülemez hale gelmiştir.
Emir Can Civelek


Yüz
Bana boşluklarını teşhir ederek arsızca bakabilirler, sanki ardında bu boşluğu tanıyan ve onu nüfuz edilemez bir gizlenme yeri olarak kullanan uçurumsu bir başka göz varmışçasına; ya da hayasızca, hiç çekinmeden, bakışlarımızın boşluğunda aşkın ve sözün geçmesine müsaade ederek.
Giorgio Agamben


Hermenötiğe Çok Kısa Bir Giriş
Hermeneutics: A Very Short Introduction kitabının yazarı Jens Zimmerman herkesin hermenötik hakkında bilmesi gereken 10 şeyi anlatıyor.
Jens Zimmerman


Şaban'dan Şarlo'ya Slapstick Jestleri
Bakhtin sayesinde, Karnavalın kast zaruretinin yarattığı gerilimi azaltmaya dair sosyal, psikolojik işlevleri olduğunu, doğru kullanılırsa bu ters-yüz etmenin ideolojiyi yeniden üretme ya da güncelleme bağlamında kullanışlı bir aparata dönüştüğü açıktır.
H. Murat Karakütük


Yaratıcı Muhbirlik Atölyesi
(...) tüm bu örnekler edebiyat ile istihbaratın ne kolay kesişebildiğini; ömrünü sözcüklere ve anlam dünyasına vakfetmiş gibi görünen insanların (...) bürokratik paranoyaların tezgâhında dokunmuş “öteki”ler karşısındaki samimiyet ve dürüstlük taklitlerinin ne denli sahte olduğunu gösteriyor.
Utku Özmakas


Milan Kundera ile Söyleşi
''Rus işgalinden sonra, benden herhangi bir şey yayınlamak, oynamak mutlak surette yasaklandı. İşten atıldım, artık neredeyse var değildim, (...) o dönem taksi şoförlüğü bile yapamıyordum; yapmak istesem, reddediliyordum.''
Punctum Dergi


(Seferî) Mizahın Politikası Üzerine: Die Partei, Filistin ve Critchley
Critchley’ye göre doğru mizahın iyileştirici olması beklenir, hiciv başka bir dünyanın var olabileceğine dair dönüştürücü etkinin keşfedilmesine katkı sağlamalıdır. Komedyen herkesin yabancılaştığı şeydeki kanıksanan kısmı ve olağandışı kılınanın olağanlaştırılmasını risk alarak esprileştirdiğinde bizi toplumsal yapıdaki çarpıklıkla yüzleştirir, kendimize itiraf edemediğimiz gerçekleri gülünç bulmaya ve dönüşmeye başlarız...
Yağız Alp Tangün


Linguistik Kolonizasyon: Kürd Filmlerinde Dilin Kullanımları
Türkçenin yanı sıra Kürdçe de “kekeleyen”, “inleyen”, “gevelenen” bir sese dönüşmektedir Kürd filmlerinde. Türkçe Kürdlerin anadili olmadığı için; Kürdçe de sömürgenin “standardize” olmamış, asimile edilmiş, zayıf bırakılmış dili olduğu için film kişileri her iki dilde de yersizyurtsuz gibidir.
Sebahattin Şen


Bir Hatırlama Deneyimi: Annie Ernaux, Edebiyat ve ''Super-8 Yılları''
2022 yılında kazandığı Nobel Edebiyat Ödülü için yaptığı konuşmada, ona titremeden konuşabilme cesaretini verecek cümleden bahsederken o cümlenin çok uzaklarda olmadığından, onu yıllar önce günlüğüne yazdığından söz ediyor, Ernaux: “Halkımın intikamını almak için yazacağım.”
Sezen Sayınalp


Sahtekârlıktan Kalpazanlığa: Suçun Üniversite Haliyle Yüzleşme
Bilimsel bilginin, niteliğinden soyutlanarak niceliğe indirgendiği ve bunun bir üretim fetişizmi olarak çalışanlara önce dayatıldığı sonra benimsetildiği bir işletmede “publish or perish” ilkesi hayatta kalmanın anahtarı haline gelir.
Yağız Alp Tangün


Ateşböceklerinin Ortadan Kayboluşu
''Ortadan kaybolan ateşböcekleri değil, görme arzusudur, umut ilkesidir, yeni ateşböcekleri arama kabiliyetidir. Olan sadece, bir avuç ateşböceğinin mücadele gücünden fışkıran diyalektik vizyonun yerini diyalektik olmayan bir umutsuzluğa bırakmasıdır. Oysa meydan bu kadar kolayca totaliter makineye bırakılamaz.''
Pier Paolo Pasolini


Okumak ya da Okumamak
İnsanlara neyi okuyacaklarını söylemek, bir kural olarak ya faydasızdır ya da zararlı; zira, edebiyatın takdir edilmesi, eğitim değil mizaç meselesidir(...) Ama insanlara neyin okunmayacağını söylemek çok farklı bir konudur ve bunu Yüksek Okul Programının bir misyonu olarak tavsiye etmeyi göze alıyorum.
Oscar Wilde


Gemiden Düşen ve Gemide Kısılıp Kalan: Herbert Clyde Lewis ile Norah Lange Arasındaki Deniz
Gemiye bir erkek yerine kadın binse ne olurdu sorusunun yanıtında oluşan duruma, sadece erkek mürettebatın olduğu bir gemideki koşulları eklersek, Arjantinli yazar Norah Lange’in 45 Gün ve 30 Denizci (45 días y 30 marineros, 1933) romanına ulaşırız.
Orçun Güzer


Mesaj Mı Gürültü Mü? *
Yine de hastalık bir “mesaj” göndermez; çünkü bir mesaj, önceden belirlenmiş kurallar uyarınca oluşturulmuş bir “kod”a bağlıdır. Ne kadar gayridoğal görünse de, doğada kod diye bir şey yoktur. Hastalık sadece “gürültü çıkarmak”tan mesuttur; bu da hem iyi hem güzeldir.
Michel Foucault
bottom of page